ForuMini-Adı Gibi Sevimli Tek Adres
Oyunlar Gruplar Bloglar Albümler Mini-Chat

Go Back   ForuMini-Adı Gibi Sevimli Tek Adres > Her Telden > Sağlık

Sağlık Sağlık Yaşam Hakkında Bilgiler Elde Edinebilirsiniz.

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 27.10.07, 18:56   #1 (permalink)
Karanlık Adam
 
Kalpazan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Kalpazan - MSN üzeri Mesaj gönder Kalpazan isimli Üyeye Skype üzeri Mesaj gönder
Standart Ruh Sağlığı

Alkolizm

Alkolizm, kontrol edilemeyen bir alkol alma iste iyle beliren, ruhsal ve bedensel bir hastalıktır. Alkol deyimi arapça kökenlidir. Al belirtme takısıyla, kaşları boyamakta kullanılan rastık tozu anlamındakı Kohl deyiminin birleştirilmesiyle yapılmıştır.

Alkol bitkilerden elde edilir. Her türlü kaygı ve sıkıntıya karşı bireyi rahatlataca ı savunulmuştur.


Dünya sa lık örgütü ( WHO ) alkolik ( Alkol almadan yaşayamayan ) olmayı şöyle tanımlar :

· Alkolün işine engel oldu unu de il, işinin alkol almasına engel oldu unu söyleyen kişi alkoliktir.
· Alkol alma iste ine engel olamayan, içmekle sa lı ı bozulan ve tedavi görmesi gereken birey alkoliktir.


Mi de ve ba ırsak yolu ile emilen alkolün kandaki düzeyine alkolemi denir. Alkolemi % 100 mg. Oldu u zaman bireyin kendi kendini denetimi ortadan kalkar. % 300 - 400 mg. yükselirse alkolik derin komaya girer ve ölebilir. Kandaki alkol düzeyi % 40 mg. kadar aşırı bir neşe, konuşkanlık ve atılganlık verir. Bu sınır aşılınca konuşma bozulur ve davranışlar tutarsızlaşır. % 150 - 300 mg arasında saldırganlık başlar ve sapık cinsel e ilimler ortaya çıkabilir. Kan basıncı düşer, bulantı ve kusma olur.

Hastahanelere başvuran intihar girişimcileri ve başarılmış intiharlarda % 11 oranında alkoli e rastlanmıştır. (Moore)


Alkol alımı sürekli hale dönüşerek KRONİK ALKOLİZM durumunda bireylerde görülen ruhsal bozuklukları şöyle özetleyebiliriz.

· De işken bir ruhsal yapı, depresif bunalımlar, ya da tersi coşkulu atak davranışlar
· İş veriminin azalması, hafıza kusurları, dikkatin zayıflaması
· Ahlak duygusunda zayıflama, kıskanç, zalim ve bencil olma
· Sorumluluklarını önemsememe ya da tamamen unutma
· Aşırı ve çocuksu hassaslıkla, zalim bir bencillik arasında gidip gelen duygu dalgalanmaları
· Sabahları şiddetli sıkıntı ile uyanma ve alkol almaya gereksinim duyma
· Geceleri kabuslar görme . İlerleyen vakalarda , hayaller, korkunç hayvanlar şeklinde ( halüsinasyonlar ) ortaya çıkar. Ani sıçramalar, hezeyanlar.
· Dilde ve ellerde titreme, kas a rıları kramplar, mide hastalıkları.
· İlerleyen alkolizmde tedavi amaçlı hastanede yatma, ya da karakol gibi yerlerde geçirilen gecelerde alkolsüz kalındı ında ortaya çıkan Alkoz Psikozları ve Delirium tremens.


Delirium Tremens. Alkolün en a ır, en dramatik komplikasyonudur. Dikkatin bozulması, huzursuzluk, titreme, uykusuzluk ve iştahta azalma ile başlar. Bilinç giderek bulanır. Hasta durmadan ve ilgisiz bir biçimde konuşur. Şaşkındır. Rahatsız edici, hoş olmayan, aslında var olmayan şeyler görür, duyar, hisseder (İşitsel, görsel, duysal halüsinasyonlar). Yönelimi (yer, zaman, kişi oryantasyonu) bozulmuştur.


Alkol paranoyası (şüphecilik) oluşabilir. Aile hayatını veyakınlarını tehdit eden bir kıskançlık erke in azalan cinsel gücü ile paralel gidebilir. Öfke, huzursuzluk ve kıskançlık kontrol edilemeyen bir duruma gelebilir.


Wernicke Ansefalopatisi. Bilincin bozulması, şaşkınlık hali, görme ile ilgili bozukluklar, çift görme, şaşılık, dengesizlik, yürüme güçlü ü bulguları ile karakterizedir. Tiamin yetersizli ine ba lı olup , hemen daima alkoliklerde görülür.


Korsakoff psikozu. Yeni ö renilen şeylerin, yeni kazanılan bilgilerin, yakın geçmişte yaşanılan olayların unutulması ve konfabülasyon görülür. Konfabülasyon; kişinin unuttu u şeylerin yerine yeni, ilgisiz kelimelerle doldurması, masallar uydurmasıdır. Genellikle Wernicke Ansefalopatisine eşlik eder.


Alkolik polinöropati. Uyuşukluk, karıncalanma, yanma ve a rılar görülür. A rılar geceleri daha çoktur, kramp tarzındadır. Bu belirtileri, özellikle bacaklarda belirgin güçsüzlük izler. Daha ileri safhalarda düşük el, düşük ayak gibi bulgular ortaya çıkar.


Alkolik Ambliopia. Ciddi görme kusurları, bulanık görme ile karakterizedir.


Alkolik Serebellar Dejenerasyon . A ır alkolizmde beslenme bozuklu u ile kol ve bacaklarda ve beyinde a ır hasarla ortaya çıkar.


Dipsomania. Nöbet nöbet gelen, hırsla, öfkeyle, adeta " kudurmuş gibi " şeklinde (1817 Salvatori) tanımlanmış bir hastalıktır.

Önce bir depresyon devresi vardır. Hasta içmemek için kendi kendisi ile savaşır. Sonra bir geceden birkaç haftaya kadar süren kriz süresince devamlı ve kuvvetli içkiler içer. Miktar çok olmasına ra men bu devrede alkole karşı bir direnç vardır. Krizin başlangıcında şuur yerinde olmasına ra men, devamında tamamen şuursuzdur. Hasta açıldıktan sonra bu devreyi hatırlamaz. Bleuler, bu kriz aralarında haftalar hatta aylar boyunca içki içmeyen hastalar oldu unu saptamıştır.



TEDAVİ


Alkolizm tedavi edilebilen bir hastalıktır. Ancak hastanın kendi problemlerini bilmesi ve tedaviye istekli olması, tedavisi için ilk altın kuraldır.

Alkolik kişi bunu kabul ettikten sonra aile ve sosyal yaşamı, yaşam güçlükleri, yaşam öyküsü, geçmişten bugüne dinamikleri, titizlikle incelenerek yardım edilebilir. Alkolikler kabaca 1 - Psikososyal 2 - psikonörotik 3 - Psikotik olarak gruplara ayrılarak da tedavi görebilirler. Alkolik kişinin ne için alkol almaya gereksinim duydu u , alkolün neyin yerine kondu u, dikkatlice araştırılmalıdır.

Alkolikler bugün psikiatr ve psikoterapistler tarafından tedavi edilmektedir. İlaç tedavisi ve psikoterapi ile olumlu sonuçlar alınmaktadır. Çok yakında İstanbul'da, Alkol Tedavi Merkezi hizmete girecektir.
__________________

[Sadece forumumuza üye olanlar linkleri görebilirler Tiklayin ve kaydolun...]
Kalpazan isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Alt 27.10.07, 18:56   #2 (permalink)
Karanlık Adam
 
Kalpazan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Kalpazan - MSN üzeri Mesaj gönder Kalpazan isimli Üyeye Skype üzeri Mesaj gönder
Standart

Annelik Hüznü


Do umdan sonraki ilk hafta içinde, yeni duruma uyum sa lamaya ve annelik rolüne alışmaya eşlik eden hafif huzursuzluk, yorgunluk, a lama krizleri, sinirlilik ve gerginlikle seyreden bir tablo ortaya çıkmaktadır. Bu durum, annelerin yüzde 50-70'inde görülür. 1-2 hafta içinde herhangi bir tıbbi müdahale olmadan düzelir. Bu tablo, annelik hüznü (maternity blues) olarak adlandırılır.

E er yakınmalar birkaç gün içinde geçmezse veya ruh halinde şiddetli ve ciddi nitelikte oynamalar başgösterirse tıbbi tedavi gerektiren "depresyon" tablosu ortaya çıkar. Klinik düzeyde do um sonrası depresyonu, do um yapmış annelerin yaklaşık yüzde 10'unda görülmekte ve genellikle do umdan sonraki üç ay içinde, bazen do umdan sonraki ilk yılı takiben ortaya çıkmaktadır.

Do um sonrasındaki depresyonunun gelişmesinde risk faktörleri:
· Daha geçirilmiş depresyon öyküsü bulunması,
· Ailede psikiyatrik hastalık öyküsü bulunması,
· Çocuk sahibi olmanın getirdi i sorumluluklar,
· Çatışmalı evlilik ilişkileri,
· Planlanmayan bir gebelik olması,
· Zorlayıcı yaşam olayları,
· Çocu un özürlü do ması,
· Geleneksel toplumlarda çocu un cinsiyetine yönelik beklenti ve de er yargıları.

Do um sonrası depresyonun belirtileri:
· A lama krizleri,
· Bitkinlik,
· Huzursuzluk,
· İsteksizlik,
· Yetersizlik ve başedemeyece i duyguları,
· Sinirlilik,
· Suçluluk duyguları,
· Bebe in sa lı ı ve beslenmesiyle ilgili şiddetli kaygılar,
· Sürekli bir sıkıntı hali,
· Bedensel yakınmalar (başa rısı, uyuşma, bulantı, başdönmesi),
· İştahın azalması,
· Uykuya dalmakta güçlük ve gece sık sık uyanma,
· Sürekli yorgunluk hissetmek.


Yapılan çalışmalar, do um sonrası dönemin, hamilelik dönemine kıyasla ruhsal hastalıkların ortaya çıkması açısından 3-4 kez daha riskli oldu unu ortaya koymaktadır. A ır ya da hafif depresyon hali, hamilelikte en sık görülen ruhsal bozukluktur. Yaygınlı ı hekim ve ailelerin sandıklarından daha fazladır. Do um ve do um sonrasına ilişkin ruhsal bozuklukların tedavisi annemin ve bebe in sa lı ı ve gelişimi açısından çok önemlidir. Bu döneme özgü ruhsal reaksiyonların tedavisinde kadın hastalıkları uzmanıyla psikiyatrist işbirli i içinde olmalıdır.
__________________

[Sadece forumumuza üye olanlar linkleri görebilirler Tiklayin ve kaydolun...]
Kalpazan isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Alt 27.10.07, 18:58   #3 (permalink)
Karanlık Adam
 
Kalpazan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Kalpazan - MSN üzeri Mesaj gönder Kalpazan isimli Üyeye Skype üzeri Mesaj gönder
Standart

Davranış Bozuklukları


Davranış Bozuklu u

Davranış bozuklu unun temel özellikleri başkalarının temel haklarına saldırıldı ı ya da içinde olunan içinde olunan yaşa uygun olarak başlıca toplumsal de erlerin ya da kuralların hiçe sayıldı ı, tekrarlayıcı bir biçimde ve sürekli olarak görülen bir bozukluktur.


BELİRTİLERİ :

1- Ço u zaman başkalarına gözda ı vermek, korkutmak ve üstünlük taslamak, kabadayılık.
2- Ço u kez kavga ve dövüş başlatmak.
3- Sopa, taş, kırık şişe, şiş, bıçak, tabanca gibi başkalarına ciddi bir biçimde fiziksel olarak zarar vermek, yaralamak.
4- İnsanlara fiziksel olarak acımasız davranmak.
5- Hayvanlara fiziksel olarak acımasız davranmak.
6- Di er insanlara saldırarak soyma, hırsızlık, silahlı soygun yapma.
7- Cinsel olarak di er insanları taciz etme, zorlama.
8- Yangın çıkarma.
9- Başkalarının eşyalarına zarar verme, kırma, dökme.
10-Başka insanların evine arabasına zorla girme.
11-Bir çıkar sa lamak ve sorumluluktan kaçmak için ço u zaman yalan söyleme.
12-Başka insanların de erli eşyalarını çalma.
13-Ma azalardan kimse görmeden mal çalma, sahtekarlık.
14-Onüç yaş öncesinden başlayarak ailenin yasaklarına karşı ço u zaman geceyi dışarda geçirme.
15-Onüç yaşından önce başlayarak ço u zaman okuldan kaçma, kuralları ciddi biçimde bozma.
16-Onsekiz yaşından sonra antisosyal davranışlar gösterme.


Yukarıdaki tanı ölçütünün, son 6 ay veya 1 yıldır, en az üç tanesi olması halinde davranış bozuklu u teşhisi konulur.


EŞLİK EDEN ÖZELLİKLER VE BOZUKLUKLAR


Davranış bozuklu u olan kişiler, di er insanların duygularını, arzu, istek ve beklentilerini umursamazlar ve empati yapamazlar. Saldırgan bireyler, belirsiz ortamlarda di erlerinin niyetlerini düşmanca ve tehdit edici olarak algılarlar. Saldırgan tepkiler verip, bu tepkilerinde de haklı ve mantıklı olduklarına inanırlar. Bu bireyler katı, arsız olup, duruma uygun suçluluk ve pişmanlık duyguları da göstermezler. Ço u kez arkadaşlarını ele verip, kendi suçları nedeniyle başkalarını suçlarlar. Güçlü görünmeye çalışırlar ama kendilerine güvenleri genelde düşüktür. Öfke atakları, irrite - gergin hal, engellenmeye karşı tolerans düşüklü ü ve sık sık kaza yaptıkları görülebilir. Okul başarıları yaşa ve zekaya göre beklenen düzeyin altındadır (okuma ve sözel becerilerde sıklıkla). İntihar düşünceleri ve intihar girişimleri, rastgele cinsel ilişkilerle hastalık taşıma ve okuldan atılmalar görülür.

Anne ve babanın reddi ve ihmali, huysuz bebeklik dönemi bakımında ve e itiminde tutarsızlıklar ve baskı, fiziksel ve cinsel sömürü - dayak - denetim eksikli i, çocu un sınırlarının çizilmemesi, bakım veren kişilerin sık sık de işmesi, ailedeki büyüklerin sayısının fazla olması, suçlu çocuk gruplarıyla arkadaşlık etme de, aileden kaynaklanan bozukluklardır.

Davranış bozuklu u son 10 - 20 yılda artmıştır ve kentlerde daha sık görülmektedir. Erkek çocuklarda görülme sıklı ı biraz daha fazladır. (18 yaşın altındaki erkeklerde % 6 - 16, kızlarda ise % 2 - 9 arasında de işir)


GİDİŞ


Davranış bozuklu u 5 - 6 yaşlarında başlayabilir. Daha çok geç çocukluk ya da erken ergenlik döneminde başlar. 16 yaşındansonra nadir olarak başladı ı görülmüştür. Gidişi de işkendir. Erken başlamışsa Antisosyal kişilik bozuklu u riskini artırır. Duygu durum bozuklu u, anksiyete bozuklu u riskleri de vardır.

Genetik ve çevre şartları ile oluşan bir bozukluktur. Alkol ba ımlılı ı, duygu durum bozuklu u, şizofreni, hiperaktivite bozuklu u, davranış bozuklu u gösteren ailelerin çocuklarında bu bozukluk sık görülür.

Karşıt olma - karşı gelme bozuklu u ve dikkat eksikli i - hiperaktivite bozuklukları ile birlikte bulunabilir. Manik epizod geçiren çocuklarla ve uyum bozuklu u olan çocuklardan ayrılmalıdır. 18 yaşın altındaki bireylere antisosyal kişilik bozuklu u tanısı konmaz.


(DSM IV'den yararlanılmıştır)

(Bakınız karşıt olma - karşı gelme bozuklu u)




Normal Dışı Davranışlar

Davranış bozuklu u nedir sorusunun yanıtı tarih boyunca insanların ilgi alanı olmuştur. Çin- Mısır -İbrani ve Yunan dillerinde yazılmış yapıtlarda davranış bozuklu u gösteren kişilerde ilgili öykülere rastlanır Yunan mitolojisinde Herkül'ün sara nöbetleri geçirerek insanlara saldırdı ı "Deli İbrahim"'in büyüklük duygularına kapılarak tahtından indirilmesi, Mozart'ın bestelerini yaparken zehirlenece ine dair inancı, Van Gogh'un kula ını kesip bir fahişeye yollaması tarihte "davranış bozuklu u "olarak tanımlanmıştır.

Davranış bozuklu u günümüzde gelişmiş ülkelerde en önemli sa lık sorunu olarak kabul edilmektedir ama hangi davranış normal, hangi davranış anormal konusunda yapılan çalışmalarda net bir bilgiye ulaşılamamıştır. Psikologlar ve Psikyatrlar birbirleriyle teşhis koymada çelişkiye düşmüşlerdir (Zubin 1967)

Bugün bir çok insan normal ve normal dışı davranışlarını kesin bir çizgiyle ayrılarak bir yandan normal davranış gösteren kişiler, bir yanda da davranış bozuklu u gösteren kişiler oldu unu sanmaktadırlar.

Bilimsel açıdan böyle bir ölçüt yoktur. Bedenin fiziksel yapısı ve işlevleri bilindi i ve görüldü ü için, yani somut oldu u için, fiziksel hastalıklardan "Normal olmayan"ın tanımlanması kolaydır. Oysa Psikolojik düzeyde kabul edilebilecek bir normal modeli yoktur. Bu konuda bilimsel araştırmacılar karşıt iki karşı görüş oluşturmuşlardır.


1-Toplumsal normlara, ilkelere uyma normali;
2-Toplumsal kurallardan sapma oranı ise davranış bozuklu unu yani normal dışını belirledi ini söylediler.

Birinci görüşü benimseyenler toplum kabul etti i sürece belirli bir davranışın normal dışı sayılmayaca ını söylerler.
İkinci görüşte olanlar belirli oranda toplum kurallarına uymak, toplu halde yaşamak için gereklidir. Bu olmazsa birey hem kendisine, hem de topluma zarar verebilir ama normallik için ölçütü toplumun onayı de il, kişinin kendini iyi hissedebilmesi oldu unu savunurlar. Bireyin kendi potansiyellerini kullanması ve isteklerini de gerçekleştirmesi de önemlidir, "Toplum bireyin yaratıcılı ını bastırmamalıdır" derler. Bu düşünceyi savunan bilimsel araştırmacılar, bir davranış toplumun iste ine uygun ama kendi gelişimini engelleyen ve durduran bir davranışsa normal dışı yada davranış bozuklu u olarak tanımlarlar.

J.G.Jung bireyin toplumsallıkla bireysellik arasında ortada bir yerlerde durması gerekti ini şöyle açıklamıştır. Dünya, dünyanın bir çekim alanı bu çekim alanında belli bir itim mesafede duran bir gezegen vardır. E er dünyanın bir çekim gücü olmazsa gezegen uzayın boşluklarında kaybolur. Ama gezegenin belli bir itim gücü olmazsa dünyaya yapışır. Bu benzetme ile dünya toplumu gezegende bireyi temsil eder. E er birey aşırı toplumsallaşırsa gezegen gibi kendi olamaz ama dünyanın yani toplumun çekim gücünde kalmazsa da uzayın yani toplumun dışına itilerek kaybolur gider. Birey toplumla kendisi arasında kendine bir yer bulmalıdır.

Özetle tüm bilgilerimizi toplarsak kendine, çevresine ve topluma zarar veren davranışlara sahip kişilere davranış bozuklu u gösteren kimseler diyebiliriz. Ya da bu tanımlamayı Psikolog ve Psikiatrlara bırakarak bize uymayan ama bize zarar vermeden yaşayan insanları yargılamamayı ö renmeliyiz.




Antisosyal Davranış Bozuklu u

Antisosyal Davranış Bozuklu u :

1- Başkalarının mallarına ve bedensel bütünlüklerine yönelik saldırgan ve duyarsız davranışlar.
2- Başkalarının alanlarına, sınırlarına yönelik mesafesizlik, saygısızlık.
3- Dürtüsellik, dürtülerine göre harekete geçme. Bu insanların uzun vadeli planları olmaz, kısa planlar yaparlar. O anda akıllarından geçti i gibi davranırlar.
4- Duygu ve öfke patlamaları. Aniden dürtüsel olarak veya önemsizde olsa, bir nedene ba lı olarak ba ırıp ça ırıp kavgaya girişebilirler.
5- Duyarsızlık. Bu insanlar başka insanların yaşamlarında yol açtıklarıhasarlara karşı duyarsızdırlar. Pişmanlık duymazlar.
6- Yalan söyleme ve hırsızlık. Yalan söyleme ve hırsızlık aslında aynı şeylerdir; yani gerçe i çalmaktır. Kendi dünyalarından dışlamak için gereksiz ortamlarda dahi yalan söylerler. Hırsızlıkları çok yo un de ildir. Genelde sabıka almazlar.
7- Kendine duyarsızlık. Sorumsuz araba kullanmak gibi davranış bozuklu u gösterirler. Kendi başlarına gelebilecek olumsuzlukları da umursamazlar.
Bu insanlarda samimiyetin do al olmayan bir kısmı " mesafesizlik " vardır. Çocukluk öykülerinde iletişim kopuklu u, kurallara uymama, evden kaçma gibi hikayeler vardır. Henüz ergenlik ça ına gelmemiş gençlerse hemen " kişilik bozuklu u " tanısı konmalıdır.
8- Kurallara ve otoriteye baş kaldırma ve uymama vardır. Genel kuralları çi nerler ve öfke patlamaları ile karşı çıkarlar. En yo un duyguları öfkedir. Bu öfkeyi maskelemezler ve toplumsal sorunlar yaratacak şekilde dışa vururlar.

Bu kişilerde sevgi arayışı ve kabul edilme önemlidir. Kendilerini algılayamaz, anlayamaz ve kendileriyle ilişki kuramazlar.

Di er belirtiler :

· Öfke patlamaları, kurallara itaatsizlik, hırsızlık, yalancılık
· Vicdansızlık
· Kendisine güçlü görünme iste i. Dışarıdaki insanlara öfke ile güçlü göründüklerini varsa****** içlerinde güçlü olduklarını sanırlar.
· Ortamı bilgi ile de il, agresyon gerilimi ile kontrol etmek isterler.
· Kendilerini anlamaktan uzak ve her problemde çözümü dışarda arayan kişilerdir. Öfkeyi dış dünyaya akıttıkça kendini savunmuş olur; ama daha çok öfkelenerek bir kısır döngünün içinde kalır. Köşeye sıkışmış hisseder, riske girer, çaresizli i ve çözümsüzlü ü hep öfke nedeniyledir.
· Bu insanların öfkesini bastırıp yenebilen tek duygu kaygıdır. Kaygı yaşarlarsa öfkeleri sönebilir.
ANTİ SOSYAL YAPININ OLUŞUMU
Çocukluk yaşantılarında sevgi beklentileri verilemedi inden, ya da onların ihtiyaçları oldu u kadar verilemedi i için, öfke duyguları gelişmiştir. Esasında hissedebildikleri tek duygu da budur.
Alkolizm, madde ba ımlılı ı gibi, aşırı hız gibi kendilerine zarar veren eylemlerde bulunurlar. İç dünyaları fırtınalı ve çok hareketlidir.
Dürtüsellik, kısa vade davranışları, rahatsızlı ın ana yapısını oluşturmaktadır.
Tedavi ilaç ve psikoterapi iledir.
Histerionik Davranış Bozuklu u
Histerionik Davranış Bozuklu u aşa ıdaki davranışlarla ortaya çıkar :
1- İlgi ihtiyacı
Bu kişiler ilgiye öylesine ihyiyaç duyarlar ki, kendilerini hep ilgi oda ı yapacak davranışlar sergileyerek merkezde olma, odak olma çabaları vardır.
2- Abartı
Duygularını, üzüntülerini, sevinçlerini, öfkelerini ( öfkeyi saldırgan olmadan ) abartarak ortaya koyarlar.
3- Abartılı anlatım
Küçük bir olayı çok daha derin bir içerik taşırmış gibi anlatırlar.
4- Abartılı yaklaşım
Kişilerle mesafesizdirler. Yeni tanıştıkları kimselerle do al olan mesafeyi hızla kapatmak isterler.
5- Cinselli i kullanma
Cinsel çekim yaratmak ve cinselli i vurgula****** karşı cinste etki yaratmak isterler. Giyim ve davranışlarını bu yönde kullanırlar.
Üzüldü ün zaman ne oluyor ? Nasıl yaşıyorsun ? Korku sana ne yaşatıyor ?" denildi inde birşey belirleyemez. Duygu derinli i yoktur. Karşısındaki kişinin ilgisini çekip, ilgiyi aldıktan sonra derinli e dalamazlar. Bir şekilde narsist bireyleri hatırlatırlar.
Histerionik kişiler, Antisosyal kişiler gibi DÜRTÜSELLİKLE hareket ederler ve ötekini düşünmezler.
Öfke vardır. Dikkati çekemezlerse ilgisizlik karşısında hemen öfkeye kapılırlar.
"KAYGI"lıdırlar. Bu, ilgiyi çekememe kaygısıdır.
Gerçek anlamda kişilerarası ilişkiyi bilemediklerinden, " Abartılı davranmazsam, kimse benle ilgilenmez " düşüncesi vardır.
Dışardan ilgiye muhtaçtırlar, ama dış dünyadaki kişilerle yakınlık kuramadıklarından ilişkileri sı kalır. Evlenebilirler ve evlilik ilişkileri de belirli bir sı lıkta kalır. Partner buna razı ise evlilikleri sürebilir.
Histerionikler zeki insanlardır. Sosyal gruplarda dikkati çekmek için herkesi e lendirip palyaçoluk yapabilirler. Yaşamda başarı söz konusu oldu unda ise orta ölçekte kalırlar.
İlgisizlik, başarısızlık ve ilişkilerde sorun yaşadıklarında hemen TERKEDİLME kaygısı taşıdıklarından DEPRESYONA girerler. " Ben daha başka güzel ilişkilere layı ım " diyerek abartılı aşk, abartılı istekler adına ilişkilerini kaybedebilirler. Ya da ilişkilerinde dengesizlik yaşayarak yaşantıları sürer.
Depresyona girmezlerse tedavi ihtiyacı duymazlar. Tedaviye gelmişlerse, bilinçlendirme ve bilgilendirme terapileri önem kazanır. Hızlı yüzleştirmelerden hoşlanmazlar, terapiyi bırakabilirler. Sadece sorunları oldu u zaman terapiye gelmek isterler. Bir süreklilik ve iş disiplini göstermekte güçlük çekerler.
Paranoid Davranış Bozuklu u
DSM IV'e göre, paranoid kişi ergenlik yıllarından başlayarak insanların kendisine kasıtlı olarak kötülük yapıp zarar verece ine inanır. Kişiler içinde bulundukları duruma göre zaman zaman böyle süreçler yaşayabilirler; bu normaldir. Ancak paranoid kişiler, sosyal ortam, kültür ve kişiler de işsede, kültürden ba ımsız olarak daima herkesin kötü oldu unu, tehlikeli oldu unu, zarar vereceklerini söyleyerek herkesi itham ederler.
Genelde aile ve iş arkadaşları onlardan bıkar ve terapiye getirilirler; ama onlar kendilerinde bir bozukluk oldu una inanmazlar ve hep çevreden yakınırlar. Terapiste de güvenmezler ve haksızlı a u radıklarını söyler dururlar.
Hiçbir yeterli kanıtları yoktur ama daima sömürülüp, zarar görecekleri inançları nedeniyle herkese ve herşeye şüpheyle yaklaşırlar. Sıradan olaylar ve konuşmalardan, kendilerini küçük düşürücü anlamlar çıkarırlar. Gerçek bir olay olursa hemen saldırır ve affetmezler. Şüphecilikleri nedeniyle kendileriyle ilgili hiçbir şey konuşmazlar ve paylaşmazlar. Partnerlerinin sadık olup olmadı ından sürekli şüphe içindedirler. Sürekli arkadaşlıkları yoktur. Dünyanın güvenilmez ve ne yapacakları belli olmayan, kötülük düşünen insanlarla dolu oldu una inanırlar ve sürekli anksiyete yaşarlar. (Ogden, 1986)
(Bakınız Paranoid Kişilik Bozuklu u)
Narsisistik Davranış Bozuklu u
Narsisler herşeyi kendisinin en iyi yaptı ına inanan, içlerinde çok önemli işleri başaracaklarına dair düşünceleri olan, eleştirilere kapalı, tepkisel kişilerdir.
Eleştirildiklerinde, kıskanç, kendilerini çekemeyen kişilerle karşı karşıya olduklarını düşünürler. Kendilerinden yukarıda tanımladıkları insanları da, onların elde ettiklerinden dolayı kıskanırlar.
Bir empati (kendini karşındakinin yerine koyabilme) duygusal iletişim kurabilme eksikli i, hissedememe, sevinci paylaşamama vardır.
Kendi amaçlarına ulaşabilmek için, başkalarını hiç vicdan azabı duymadan kullanabilirler. Narsisler, antisosyaller gibi saldırganca de il, sakin bir şekilde başkalarının imkanlarından yararlanırlar.
Devamlı övülme ve saygıya muhtaçtırlar. Karşılarındakinden hayranlık ve saygı alma ihtiyaçları çok yükselmiştir.
Özel bir yaklaşımı haketti i düşünceleri vardır (Örne in bir ödeme için sıraya girmemek, rezervasyon gereken otel ve lokantalarda onlara yer açılması gibi).
Öfke patlamaları ve tepkisel davranışlar gösterebilirler (Dürtüsellikle aniden aklına eseni yapma gibi)
Narsisler gergin insanlardır. Havada gerilim vardır, kendimizi denetlememiz gerekir gibi hissederiz.
Terkedilmeye toleransları yoktur. Öfke ile cevap verirler ve bir süre partnerlerini bırakmak istemezler. Ama sonra sükunet gelir. Bazen kendilerini terkedeni aşa ılayarak "Git !" de diyebilirler.
Özsaygı eksiklikleri vardır. Kendilerine iç dünyalarında duyamadıkları saygıyı ve be eniyi başkalarından almak isterler.
Narsisler çocukluklarında hakettikleri halde sevgi alamamışlar ve hep almaya çalışmış çocuklardır. Hiç ümitlerini kaybetmeden, vazgeçmeden çaba sarfedip sevgi almaya çalışmayı sürdürmüşlerdir.
Yetişkin yaşamlarında " Sevgi almak için ne çok çabalamıştım " diye kendilerine kızarlar ve öfke duyarlar. Kendilerine saygı ve sevgi almak için insafsız davranırlar. Genelde başarılı insanlardır ve yüksek mevkilere yerleşirler. Entellektüel kişilerdir.
Narsisler depresyona girerlerse, psikoterapiye başvurabilirler. Depresyon kendilerini suçlama nedeniyle oluşmuştur ama ben beceremeyen biri olarak geldim demezler. Paranoid, kuşkucu tarafları vardır. Bundan dolayı terapistlerine başlangıçta güvenmeyebilirler. Kaygı ölçekleri de yüksek oldu undan, narsislerle psikoterapi alanında çalışmak, özel bir dikkat ve itina gerektirir.
İntihar
Hemen hemen tüm toplumlar yakın zamana dek intihar olayına de işik bir açıdan bakmışlar, onu incelemek ve anlamak istememişlerdir. Pek çok milletin kanunlarında ve dinlerinde intihar edenlere karşı cezalar düzenlendi i hemen hepsinin de bu olayı yasakladı ı bilinmektedir.
20. yüzyılda Freud'la başlayan psikanalitik görüş ilk defa intihara bilimsel yönden yaklaşmaya gayret etmiş, " Self Hostilitiy - Self Destruction " görüşleri tutmamıştır.
Son yıllarda psikiyatride büyük gelişme gösteren bir kol olan, Sosyal Psikiyatri konuyu daha anlamlı ele almış ve sosyokültürel faktörlerin büyük önemini ortaya koymayı başarmıştır.
Freud'un "death-instinct" ve "meninger" in öldürme arzuları ile sarılmış olma gibi pek yeterli olmayan açıklamalarından sonra, Schnidman ve Fareberown, psikososyal bir görüşle intiharın nedenini incelenmesi ve saptayabildikleri sebepleri görüyoruz.
İntiharı daha iyi bir şarta geçiş ve onur kazandırıcı bir açıdan görenler, Japonların Harakiri'si, bazı din ve mezheplerde görülen üstün derecelere ulaşma iste i, bitik, yaşlı, hastalıklı veya şiddetli a rısı olanların bir kurtuluş olarak intiharı seçmesi.
Psikozda şiddetli sıkıntı halüsinasyon (Hayal görme) ve illüzyona (Olmayan sesi işitme, yanılsama) ba lı olabilir.
Ölümleri sonucu yasa ve üzüntüye düşürecekleri kimselerin sevgisini kazanıp bu insanları sürekli bir üzüntü ve pişmanlık içinde bırakmak düşüncesi ile.
Yalnızlık, arkadaşsız kalma, birlikte yaşama mecburiyeti, mal ve para kaybı, sevilenlerden ayrılık ve uzaklık veya onları kaybetme, Homoseksüellik, umutsuzluk, idama mahkum olma, kumarda herşeyini kaybetme, iflas, yabancı bir çevreye uyum sa layamama.
Son yıllarda alkol ve uyuşturucu maddeler ve sinir sistemi uyarıcılarının çok yüksek sayıda kullanılması ile intihar olayları büyük ölçüde artmıştır.
Amerika ve Avrupa'da yakın zaman içerisinde ölümcül hastalı ı olan, yo un biçimde acı çeken insanlara kendini öldürme hakkı (Ötanazi) verilip verilmemesiyle ilgili tartışmalar başlamıştır.
TANIMI
Ölümle sonuçlanan, kendini yok etme eylemi " intihar" olarak tanımlanır. Eylem ölümle sonuçlanmamışsa " intihar girişimi" adını alır.
İntiharla ruhsal hastalıklar arasında önemli oranda bir ilişki vardır. İntihar eden kişilerin %85'inde ruhsal bir hastalık saptanmıştır. Depresyonda olanlardan % 40, psikolojik hasta olanlarda % 2, alkol kullananlarda % 20 oranında oldu u saptanmıştır.
İntihar ve depresyon arasında yüksek bir ilişki vardır. Depresyondaki temel çatışmalardan ve üzüntü, bitkinlik, isteksizlik, boşluk gibi duyguların bozuklukları, intihar öncesi kişilerde görülmeye başlar. Korku, kaygı, öfke, kızgınlık gibi duygulara suçluluk duygusu veya cezalandırma iste i de yerleşebilir. Depresyonda kişinin çevresinden ayrılarak yabancılaşmamasına karşı, intihar olaylarında hastada çevreye ve kendine ilgisizlik, geriye çekilme, kendini yetersiz ve de ersiz hissetme duyguları şiddetlenir. Yardım istemez çünkü yardım almayı haketmedi ini düşünür.
Kişi kendini intihara götüren tüm bu duygulara ve düşüncelere karşı olumlu, çözüm getirici, acısını dindirebilecek ve yaşamını de iştirebilecek çözümler tasarlayamaz. Kendinde olumsuz yaşam koşullarını ya da ilişkilerini de iştirecek gücü bulamaz. Çaresiz hisseder. Ölümü çözüm getirecek, huzur ve dinginlik sa layacak bir çıkış yolu olarak algılar
__________________

[Sadece forumumuza üye olanlar linkleri görebilirler Tiklayin ve kaydolun...]
Kalpazan isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Alt 27.10.07, 18:58   #4 (permalink)
Karanlık Adam
 
Kalpazan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Kalpazan - MSN üzeri Mesaj gönder Kalpazan isimli Üyeye Skype üzeri Mesaj gönder
Standart

Başagrısı

Başa rısı, insano lunun hayatı boyunca karşılaşabilece i a rılar içinde en sık olanıdır.
Başa rısı olan bir kişide öykü ( başa rısının hikayesi ) çok önemlidir. Bunun için şu sorulara yer verilmelidir.
· Hastada başa rısı ne zamandan beri var ?
· Şiddeti giderek artıyor mu ?
· A rı başta lokalize mi yoksa yaygın mı ?
· Devamlı mı ? E er belli aralıklarla oluyorsa, bu aralıkların sıklı ı, süresi, şiddeti nasıl ?
· A rı ataklarını kolaylaştıran faktörler var mı ?
· A rıya eşlik eden kafada hassasiyet, görme bozuklukları, kusma ve başdönmesi gibi belirtiler var mı ?
· Travma geçirmiş mi ? ( Çarpma, başa birşey düşmesi, darbe alma )
· Burundan ya da genizden gelen akıntı var mı ?

Bu soruların dışında, nörolojik muayenede bulunan bazı önemli bulgular da a rıyı de erlendirmede yardımcıdır.
Başa rı sınıflaması
1 - Migren
2 - Gerilim tipi başa rısı
3 - Küme başa rısı
4 - Yapısal bozukluklarla ilgili olmayan başa rıları ( Dondurma başa rısı, öksürük başa rısı, fiziki egzersiz, seksüel başa rısı )
5 - Kafa travması ile ilgili başa rıları
6 - Damar hastalıklarına eşlik eden başa rıları. Beyin içi kanamalar, tıkanmalar, hipertansiyon ve kafa içi hastalıkları.
7 - Damarlar ile ilgili olmayan hastalıklara eşlik eden başa rıları . Kafa içi basınç artması, azalması, enfeksiyonlar, tümörler.
8 - Bazı maddelerin kullanılması veya kesilmesine eşlik eden başa rıları.
9 - Beyin dışındaki enfeksiyonların neden oldu u başa rıları.
10- Metabolik bozukluklara eşlik eden başa rıları
11- Kafa, boyun, gözler, kulaklar, burun, dişler, a ız veya di er yapılarla ilgili baş ve yüz a rıları.
12- Nevraljiler.

MİGREN

Migren, şiddeti, sıklı ı, lokalizasyonu ve devam etme süreci çok de işkendir. Genellikle başın bir tarafında, beraberinde iştahsızlık, bulantı, kusma, fotofobi (ışıktan rahatsız olma ), sonofobi ( sesten rahatsız olma ) gibi yakınmalar olabilir. 10 - 20 yaşlarında başlar ama herhangi bir yaşta da başlayabilir. 45 yaşından sonra başlama ise nadiren görülür. Kadınlarda daha sık görülür.
Migren, sıklıkla aileseldir ( % 60 - % 80 ). Entellektüellik ve sosyoekonomik düzeyi yüksek kişilerde daha çok görülür.
Migrende bazı faktörler a rı nöbetini başlatabilirler, bunlar :
· Stres ( Gerginlik, endişe, sıkıntı, üzüntü, kaygı )
· Stres sonrası gevşeme
· Dıştan gelen duysal uyarılar ( Parlak ışık, yüksek ısı, keskin kokular )
· Başa gelen ani travma ( Darbe )
· Adet görme, do um kontrol hapları, hormon tedavisi
· Uykusuzluk
· Ö ün atlama
· Bazı yiyecekler ve içecekler ( çikolata, eski peynirler, ya lı yiyecekler, portakal, domates, çi so an, salam, sosis, akollü içecekler )
· Egzersiz
· Aşırı kafein alınması
· So uk gıdalar ( dondurma v.s. )
· Yükseklik
· Bazı ilaçlar
· Mevsimler

MİGRENİN ÇEŞİTLİ TİPLERİ

1 - AVRALI MİGREN ( KLASİK MİGREN )
Sıklıkla aileseldir. A rı genellikle sabahları başlar. A rıdan 5 - 30 dakika önce avra dönemi başlar. Gözde siyah noktacıkların uçuşması, parlak zigzag çizgiler, parlak oynayan ışıklar, bulanık görme, bir tarafı hiç görememe gibi belirtiler meydana gelebilir. Bundan sonra tek taraflı , zonklayıcı a rı olur. Bir saatte a rı en üst düzeye çıkar, beraberinde iştahsızlık, ışıktan ve sesten rahatsız olma, bulantı ve kusma görülebilir.
2 - BASİT MİGREN
Migrenin en sık görülen tipidir ( %80 - % 85 ). Ön belirtiler pek görülmez. A rı süreci daha uzundur ( 4 - 72 dk. ) Belirtileri klasik migrene benzer.
3 - OFTALMOPLEJİK MİGREN
4 - RETİNAL MİGREN


MİGREN TEDAVİSİ

Migrende tedavi akut a rılı dönemin tedavisi ve a rılı nöbeti önleme tedavisi olarak iki farklı aşamada yapılır.


GERİLİM TİPİ BAŞAĞRISI ( PSİKOJEN BAŞAĞRISI )

Hemen herkesin yaşamı boyunca bir veya birden fazla çekti i en çok görülen başa rısı tipidir. En sık rastlandı ı dönem yaşam sorunlarının yo unlaştı ı erişkin ça ıdır.
Yaygın, sıkıştırıcı, gürültü ile artan, gerilimle ilişkili, başı bant gibi saran bir a rıdır. En az sabah, en çok da akşama do rudur. Saatler, günler sürebilir. Hastaların ço unda uyku bozuklu u da görülür.


KÜME BAŞAĞRISI

İnsanın çekebilece i en şiddetli a rılardan birisidir. Erkeklerde 30 lu yaşlarda daha sık olarak görülebilmektedir. A rı tek taraflı göz çevresinde görülür. Gözde yaşarma, kızarıklık, burun akıntısı a rıya eşlik edebilir. Süresi 10 dakika ile 2 saat arasında de işebilir.


TRAVMA SONRASI BAŞAĞRISI

Kafa travmaları günlük hayatımızda karşımıza çıkabilecek bir başa rısı nedenidir. Süre ve şiddetinin travmanın şiddeti ile ilgisi yoktur. Travma sonrası uzun süren veya geç ortaya çıkan a rılarda mutlaka nörolojik muayene gereklidir.


TEMPORAL ARTERİT

Genellikle yaşlılarda görülür. Tek taraflı, şakaklarda sürekli veya aralıklı, zonklayıcı, yanıcı bir a rıdır. Çi neme ve konuşma ile artması çok tipiktir. Mutlaka nörolojik inceleme gerekmektedir.


TRİGEMİNAL NEVRALJİ

Yüzde çok şiddetli, batıcı, şimşekvari, aralıklarla gelen a rı nöbetleridir. Günde birçok kez olabilece i gibi, ayda birkaç kez de olabilir. A rıyı dokunma, sıcaklık de işikli i, diş fırçalama, yüz yıkama, traş olma, çi neme, ısırma ve yutma uyarabilir. Bu tip a rılarda mutlaka nörolojik muayene olmak gerekmektedir. Muayenede birtakım bulgular tespit edilirse, ileri tetkik yapılmalıdır.
__________________

[Sadece forumumuza üye olanlar linkleri görebilirler Tiklayin ve kaydolun...]
Kalpazan isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Alt 27.10.07, 18:59   #5 (permalink)
Karanlık Adam
 
Kalpazan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Kalpazan - MSN üzeri Mesaj gönder Kalpazan isimli Üyeye Skype üzeri Mesaj gönder
Standart

Depresyon

Depresyon her yaşta her birey de görülebilecek ruhsal bir hastalıktır. Genetik veya biyokimyasal nedenler, çevre koşulları ve psikososyal zorlanmalar depresyonun başlamasında etken olabilir. Tedavi edilmedi i durumda bireyin yaşamını ümitsiz, karamsar, bunalım içinde geçirmeye başlamasına neden oluşturarak, " Depresif Psikoz" olarak tanımlanan " gerçekleri görmeyecek kadar bunalım" a ilerleyebilir.


Depresyonun Belirtileri :


1. Duygularda , kederli, üzüntülü, hüzünlü hissetme
2. Yaşamdan geri çekilme. İlgi ve iste in azalması. Daha önce yapılan etkinliklerden keyif almama ve ilgisizlik.
3. Her işi ve duyguyu engelleyen bir enerji kaybı. Bitkin hissetme, çabuk yorulma.
4. Uyku bozuklu u. Kişi uyandı ında kendini dinlenmemiş hissedebilir. Sabahları erken uyanma, uyumakta güçlük çekme, ya da " uykuya kaçış " olarak tanımlanan fazla uyuma şeklinde görülebilir.
5. Dikkati toplamada güçlük, yetersizlik. Konsantrasyon azalmıştır. Bir gazeteyi okuyamayabilir ya da bir filmi izleyemeyebilir. İşini tam olarak yapamayabilir.
6. De ersizlik duyguları. Kendini eleştirme sürekli hale dönüşebilir, kendine güven azalmıştır. Cesaret kaybolur. Birey kendini yetersiz, başarısız, eksik de erlendirmeye başlar.
7. Suçluluk duyguları. Birey geçmiş ve bugünün olumsuz olaylarında kendini gerçe e uygun olmayan bir tarzda suçlamaya başlar. Vicdan hesaplarına girişir ve sonunda neşesini kaybeder.
8. Yavaşlama. Birey karar vermekte, kararlar uygulamakta güçlük çeker. Davranışlarda, düşüncenin akışında yavaşlık ortaya çıkabilir. Birey durgundur, ya da tam tersi bir şekilde ajitasyon ve aşırı hareket görülebilir.
9. İntihar düşünceleri. Birey ölüm düşünceleriyle ilgilenmeye başlayabilir. Bu durum sıkıntılı olundu u zamanlarda söylenebilen " ölsemde kurtulsam " duygusundan farklı olarak daha çok ölümle ilgili düşünce, sorgulama şeklinde ortaya çıkabilir.
10. Cinsel istekte azalma. Cinselli e karşı ilgisizlik başlayabilir.
11. Tolerans eşi inin düşmesi. Çabuk öfkelenme. Birey kolay öfkelenmeye başlayabilir. Tahammülsüzlük, gürültüye karşı aşırı duyarlılık kazanma ortaya çıkabilir.
12. Sıkıntılı durum. Birey kaygılı bir bekleyiş içinde olabilir. Sinirli hissetmeye başlar. Bazen sürekli veya sıklıkla, bazen de hiç a lamayabilir. İnsanlardan uzaklaşabilir.
13. Sanrı ve varsanılar. Kişide, herkesin ölece i, mahvolaca ını, sonunun geldi ini, kimsenin kendisini sevmedi ini, insanların kendisine kötülük yapabilece i gibi psikotik ataklar görülebilir.
14. Obsesyon. Bireyin anlamsız, saçma oldu unu bildi i ama durduramadı ı düşüncelerdir. Depresyonlu hastaların %30'unda obsesyon bulunabilir.
15. Somatizasyon. Bazen birey depresyonda oldu unu bilinç düzeyinde farketmeyebilir. Açıklanamayan bedensel yakınmaları gündeme gelebilir. Migren, mide a rısı, yan a rısı, saç dökülmesi, sedef hastalı ı gibi hastalıklarda organik bir neden bulunamazsa, depresyonun bir organda somatize olmasından şüphelenilir. Bu durum bilimsel kongrelerde tartışılmaktadır.
Bazen de bedensel hastalıklara eş zamanlı olarak depresyon eşlik etmektedir. Kronik ( uzun süren ) bedensel hastalıklarda en sık görülen ruhsal bozuklu un depresyon oldu u açıklanmıştır.

Bazen altta yatan bedensel hastalıktan dolayı kullanılan ilaçtan kaynaklanan depresyonun çıkışının dikkatli, titiz bir çalışmayla irdelenmesi gerekir.

Hiçbir neden olmadan da kalıtsal yatkınlık olarak depresyon ortaya çıkabilir.


Depresyonun Nedenleri


Depresyon sık görülen bir hastalık olarak tanımlanmıştır. Bu sıklık yaklaşık her dört kişiden biri olarak ifade edilebilir. Depresyon tedaviye cevap verir ve kişilerin ço unlu u iyileşir. Hiçbir neden olmaksızın depresyon başlayabilir. Nedenleri şöyle özetleyebiliriz :

* Olumsuz yaşam olayları ile karşılaşma
* Büyük üzüntülere neden olabilecek kayıplar ve yas
* İş yaşamı sorunları
* Partner, evlilik, aile sorunları
* Hamilelik ve lohusalık süreci
* Kalıtsal yatkınlık
* Fazla alkol kullanımı
* Bazı hastalıklar ( Kanser, Multiple Skleroz, Epilepsi, Aids gibi ölümcül hastalıklar )
* Bazı ilaçlar ( Kardiyak ve hipertansifler gibi )
* Do um ve hamilelik süreci
* Menapoz - Antrapoz dönemi
* Mevsim de işiklikleri
* Ülke, şehir de iştirme, yeni yaşam koşulları


Depresyonun Tedavisi


Depresif hissetme varsa veya depresyona girilmiş ise, öncelikle hastanın fiziksel bir rahatsızlı ının olup olmadı ı araştırılır.

Fiziksel bir hastalık görülmüşse, konuyla ilgili bir uzmana başvurulmalıdır. Fiziksel rahatsızlık tedavi edilirken ya da tedaviden sonra bir psikiyatrisle görüşülerek, hastaya depresyon tedavisi uygulanmalıdır.

"Fiziksel bir hastalı a ba lı olmayan travma" sonrası veya "Bir nedene ba lı olmayan bir depresyon" söz konusu ise, bir psikiyatr terapiste başvurulmalıdır. İlaç tedavisi ve terapötik yaklaşımla depresyon tedavi edilmektedir.

Depresyonda psikoterapi her bireyin kendi özgün dünyasındaki dinamikler, iş, eş, sosyal yaşamla ilgili sorunları ve bunlarla başa çıkma yöntemleri, hastanın genetik yapısı, çocuklu unda yaşadı ı travmalar, davranış döngülerinin bugünle ba lantısı, yaşadı ı olaylara getirdi i yorumlar, yetersizlik ve çaresizlik hissetti i durumlar, yeni bir düşünce sistemi geliştirmeyi ö renebilmesi, algı çarpıklıkları düzeltilerek yapılır. Modern tıp günümüzde, tedavisi bittikten sonra da bir süre psikoterapi, ve daha sonra da destekleyici psikoterapi ile hastanın güçlenmesini önermektedir.
__________________

[Sadece forumumuza üye olanlar linkleri görebilirler Tiklayin ve kaydolun...]
Kalpazan isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Alt 27.10.07, 18:59   #6 (permalink)
Karanlık Adam
 
Kalpazan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Kalpazan - MSN üzeri Mesaj gönder Kalpazan isimli Üyeye Skype üzeri Mesaj gönder
Standart

Duygudurum Bozuklukları

Duygudurum bozuklu u nedir sorusunu yanıtlamadan önce, duyguların nasıl oluştu u konusunda bilgi edinelim.

Her birey yaşamda mutsuzluk yaratacak bir olay karşısında üzüntü, keder ve endişe hisseder. Birey hissetti i duyguları içinde tutabilir, davranışlarıyla, sözleriyle dışındaki dünyaya yansıtabilir; bu do al bir durumdur. Veya ona mutluluk veren bir olay karşısında sevinç, neşe, coşku, heyecan hissedecek, ya bu duygularını içinde tutacak ya da davranışlarıyla ve sözleriyle dış dünyaya yansıtacaktır. Bu normal durum ne zaman patalojik olarak kabul edilmelidir ?

Yaşamda karşılaşılan olaylara verilen tepkiler kişiden kişiye, topluma, kültüre, sosyal statüye, kişinin içinde oldu u zaman dilimine göre de işecektir. Özetle bir olay karşısında, kişinin o olaya yükledi i anlam, kişiden kişiye göre de işir. Nedeni bilişsel de erlendirmenin kişiden kişiye farklı oluşundandır.

Bilişsel de erlendirme, yani bir olaya birey tarafından yüklenen anlam, şöyle belirlenir: Kişinin genetik yapısı (esnekli i, hoşgörüsü ve katılı ı) + yetişti i aile içindeki anne baba ö retileri + kardeş ilişkileri + büyükbaba büyükanne arketipleri (uzak geçmişten getirilen gelenek ve görenekler) + yetişti i sosyal çevre, kültür, okudu u okullar, ö retmenlerin aktardıkları ve arkadaşlar.

Bir örnek verirsek;

OLAY : Bir adam parkta yürürken yanındaki tartıştı ı arkadaşına tokat atıyor. Bu olayı 7 kişinin gördü ünü varsayalım ve bu 7 kişinin tek tek olaya yükledi i anlamlara bakalım.


1. KİŞİ

İNANÇ : Kimse kimsenin canını yakmamalıdır.
DÜŞÜNCE : Şimdi bu adama gösteririm.
DAVRANIŞ : Fiziksel ve sözsel saldırı.
DUYGU : Öfke.

2. KİŞİ

İNANÇ : Kötü insanlar cezalandırılmalıdır. Tokadı haketmiştir.
DÜŞÜNCE : Tokadı yedi ine göre kötü biridir.
DAVRANIŞ : Gülümseme.
DUYGU : Tatmin duygusu.

3. KİŞİ

İNANÇ : Bu adam tehlikeli.
DÜŞÜNCE : Ya bana da vurursa ? Buradan gideyim.
DAVRANIŞ : Kaçma.
DUYGU : Korku.

4. KİŞİ

İNANÇ : Bu adam tehlikeli.
DÜŞÜNCE : Buradan gitmeliyim ama ya etrafdakiler Bu ne korkak birisi derlerse ?
DAVRANIŞ : Duraklama.
DUYGU : Korku, kaygı.

5. KİŞİ

İNANÇ : Yaşamda şiddetle karşılaşmak da var.
DÜŞÜNCE : Ben ne dayak yiyen insanlar gördüm.
DAVRANIŞ : Davranış yok.
DUYGU : Umursamazlık.

6. KİŞİ

İNANÇ : Bu adamın tokat yemesi ve küçük düşmesi ne feci.
DÜŞÜNCE : Ya benimde başıma gelirse ?
DAVRANIŞ : Duraklama.
DUYGU : Üzüntü.

7. KİŞİ

İNANÇ : İnsanların birbirlerine böyle davranmalarına karşıyım.
DÜŞÜNCE : Bu adam bir tokat daha yemeden ona yardım etsem mi ?
DAVRANIŞ : Tedbirli davranma.
DUYGU : Tedirginlik.


Örne imizde görüldü ü gibi, bir olay karşısındaki duygu, düşünce ve davranışlarımız, inanç kalıplarımızdaki formülasyona göre belirlenmektedir.

Tüm bu bilgilerin ışı ında neyin normal, neyin normal olmayan (patalojik) duygu, düşünce ve davranış oldu unu söylemek zordur. Aynı stres verici olayı yaşayanlardan bir kişi (örne in işten çıkarma) depresyona girebiliyorken, di er bir kişi İyi oldu. Bu iş bana hiç uygun de ildi diye düşünebilirler. 17 A ustos depremini yaşadı ımızda bazı insanlar çok korkup, parklar ve arabalarda sabahlarken, bazı insanlar Birşey olmaz inancı ile evlerinde kalmışlardır. Hangi davranışın normal oldu unu söyleyemeyiz.

Bu durumda normal ve normal olmayan davranışı ya da tüm psikolojik ve psikiyatrik bozukluklar için normal olmayan patolojiklik sınırın tanımı olarak şöyle bir ölçüt kullanabiliriz : İş, aile ve sosyal yaşamı bozuyor olması. Yeni psikolojik akımlar bu görüşü benimsemişlerdir. Örne in alkol kullanımı (miktarını ölçmeden) iş, aile ve sosyal yaşamı ve bireyin kendisine bakımını bozuyorsa, patalojik de ilse, normal sosyal içki olarak kabul edilmektedir.

Birey yaşam olaylarında, bir uçta çöküntü, di er uçta manik davranış olarak tanımlanan, aşırı neşe, aşırı herşeye gücü yeterlilik (infantil omnipotance), uçuşma (abartılı duygularla kendini ortaya koyma) davranışları arasında dalgalanmalar yaşayabilir. Bireyin bireysel bakımı, aile, iş ve sosyal yaşamı olumsuz olarak etkilenmiyorsa, durum normal olarak kabul edilmektedir.

Bazıları istatistiksel normları normal kabul ederler. Yani Bir toplumun ortalama çizgisine uyanlar normaldir şeklinde tanımlamalar yapılagelmiştir. Bu durumda birbiriyle anlaşamayan bir çift, toplumun normal çizgisi boşanmaya karşıysa boşanmamalı mıdır ? Toplumun ortalama çizgisi normaldir diye bir tanımlama olamaz. Normal ve sa lıklı davranışların ölçütü bu nedenle bireyin kendisi olmalıdır. Bireyin kendi normali, yani ben normal mi davranıyorum ? sorusunu kendine sordu u noktada, o zamana dek olan duygu, düşünce ve davranışlarında bir sapma varsa ve bu sapmadan bir mutsuzluk, hoşnut olmama söz konusu ise, pataloji aramanın başlangıç noktası olarak buradan hareket edilebilir. Bu sapma bireyin kişisel bakımını, aile, iş ve sosyal yaşamını bozdu ise, birey bu durumdan şikayet edece i bir noktaya ilerlemişse ve şiddeti, süresi, niteli i bir hastalık tanımına do ru gidiyorsa, patalojik ve normal olmayan durum olarak kabul edilebilir.

Duygudurum Bozuklu una geri dönersek, bireyin olaylar karşısında kendini hissetti i duygu durumu, aşırı kedere, çöküntüye, karamsarlık, zevk ve ilgi yitimi, suçluluk duyma, intihar e ilimi, durgunluk, suskunluk gibi depresyona kaymaya veya aşırı neşe, hareket, enerji, coşku ve konuşma artısı gibi maniye kaymışsa, ve bu iki uç arasında birey gidip geliyor ve patolojik bir durum, bir hastalık oluşuyorsa, bu duruma Duygudurum Bozuklukları adı verilir. Bazen bedensel, organik, fizyolojik bir hastalı a ba lı olarak oluşabildi i gibi ( Tiroid ), bazen organik bir belirti olmaksızın psikiyatrik ve psikolojik bir nedene ba lı olarak da ortaya çıkabilir.

DSM 4 Duygudurum Bozukluklarını :

1- Depresif Bozukluklar
2- İki Uçlu Bozukluklar (Mani) - Depresyon
3- Di er Duygudurum Bozuklukları şeklinde üçe ayırmıştır.
1- DEPRESİF BOZUKLUKLAR

DSM 4 Depresif Bozuklukları :
1.1- Majör (Büyük) Depresif Bozukluk
1.2- Distimik Bozukluk
1.3- Başka Türlü Adlandırılamayan Depresif Bozukluk, olarak tanımlamıştır.

1.1- MAJÖR DEPRESİF BOZUKLUK
Toplumumuzda % 10  25 arası kadınlarda, % 5  15 arası erkeklerde görülür. Biyolojik olarak Serotonin isimli hormonun eksikli inin bireyde depresyona zemin hazırladı ı bulunmuştur.
Psikososyal etkenler arasında 10  11 yaşından önce anne ve babayı kaybetme, yaşamda partner kaybı en önemli etkenler arasında sayılır. Psikanalitik kuram yetişkin yaşamda , kayıp veya kayıp tehditleri, sevgisiz kalma, ilgiden yoksunluk gibi durumların depresyonu oluşturdu unu açıklar.
Nesne ilişkileri kuramı, depresyonun , bebe in her ihtiyacına cevap veren ve bebe in iyi anne olarak gördü ü anne imajı (iyi nesne) ile, bebe in her ihtiyacına anında cevap veremeyen, engelleyen ve bebe in kötü anne olarak gördü ü (kötü nesne) imajlarını bir bütün, tek bir anne, bütün nesne olarak birleştirip bütünleyemedi i için oluştu unu söylemiştir.
Nesne İlişkileri Kuramcısı Melanie Klein, depresyon oluşumu, depresyona yatkınlıkla ilgili çalışmalar yapan ve yayınlayan ilk analisttir. Bebe in onu sevip destekleyen, cevap veren iyi anne imajı ile, her istedi ini yapmasını engelleyen, durduran kötü anne imajını birleştirip tutarlı bir biçimde sa lam içselleşmiş iyi anne Bütün nesne oluşturmasının yetişkin yaşamında depresyona u ramamasında önemli bir etken oldu u görüşünü ortaya koymuştur. Klein bireyin infantil depresif durumu aşama****** yetişkinlikte depresif durum yaşadı ı görüşündedir.
Di er bir görüş ise, depresyonla içe yönelmiş agresyonun (sıkıntı, endişe, kaygı, irite durumla saldırganlık birikimi) bir ilişkisi yoktur. Depresyon gerçeklikle, hayal edilenler arasındaki gerginlikten kaynaklanmaktadır. Bibringe göre :
1- De erli ve sevilen biri olmak
2- Güçlü ve üstün olmak
3- Seven ve iyi biri olmak
Bu alanlar bireyin kendisinden beklentilerinin oldu u alanlardır. E er bu alanlarda gerçek veya algı olarak birey kendini yeterli hissetmiyorsa, depresyon meydana gelebilir. Depresyonda kişi kendini güçsüz ve çaresiz hissederek, çözüm üretemez. Benlik saygısının düşmesi kişide depresyonu tetiklemektedir.
KLİNİK ÖZELLİKLER
Depresyonda kişinin daha önce zevk aldı ı etkinliklerden