![]() |
|
|
|
#11 (permalink) |
|
Karanlık Adam ![]() |
Panik Ataklar
Panik atak, çok kısa birkaç dakika süren ve kişide katlanılması çok güç kaygı, korku ve ürkme yaratan bir nöbettir. Aniden yo un bir şekilde çarpıntı, yo un terleme, bayılma duygusu, nefes alma güçlü ü, baş dönmesi, yüz ve ellerde so ukluk, so uma, gö üs ve midede yo un a ırlık duygusu ve adeta ölüyormuş gibi, korkutucu ve ürkütücü bir duygu yaşanır. Kişi hemen bir kilini e ya da hekime müracaat eder. Nöbetler günde birkaç kereden, ayda bire kadar de işebilir. Genelde gündüz yaşanır. Geceleri hastayı uykusundan da uyandırabilir. Panik atak yaşayan kişilerde genelde agorafobi ( bir yerden, bir sokaktan ya da meydan gibi açık bir yerden geçmekten duyulan korku ) bulunur. Kişiler nöbet geldi inde kaçamayacakları yer ve durumda olmamaya özen gösterdikleri için yaşamlarını sınırlarlar. Panik nöbetler kaygı, korku gibi psikolojik etmenlerle ortaya çıktı ı gibi, stres ve kaygı olmadan da görülebilir. Ayrılık anksiyetesi ( sıkıntısı, stres, gerginlik, bunalım ) ile panik nöbetleri arasında yakın ilişki gözlenmiştir. ( Nemiah, 1984 ) Sevdikleri insanlardan ayrılmaları durumunda sanki o kişiyi bir daha göremeyecekmiş gibi pani e kapılırlar. Kendisinden ayrılan kişinin sesini duymak, pani in birkaç saniyede geçmesini sa lar. Panik atak ilaç tedavisi ve psikoterapi ile düzelmektedir. Terapistleriyle olan ilişkilerinde de ayrılık anksiyetesi yaşayacaklarından dolayı, uzun süreli destekleyici psikoterapiden yararlanılarak, panik nöbetleri önemli ölçüde azaltılır |
|
|
|
|
|
#12 (permalink) |
|
Karanlık Adam ![]() |
Ruhsal Hastalıklar ve Genetik
Özet Ruhsal hastalıkların geneti i üzerine yapılan çalışmalar, son yıllarda moleküler genetik alanında kaydedilen gelişmelerle hız kazanmıştır. Bu yazıda, ruhsal hastalıkların genetik yönünü açı a çıkarmak için yapılan çalışmalar, bu çalışmalarda kullanılan yöntemler ve bazı ruhsal hastalıkların geneti inden sözedilmiştir. Genetik danışma konusuna da de inilmiştir. Giriş Son yıllarda, moleküler genetik alanında kaydedilen önemli gelişmeler, hastalıklardan sorumlu olan genlerin genetik çalışmalarla belirlenmesini olanaklı hale getirmiştir. Bu do rultuda hastalık genlerinin konumunu haritalandırmak için ba lantı ve ilişki çalışmaları yapılmaktadır. Diabetes mellitus ve Alzheimer hastalı ı gibi karmaşık hastalıklarda bile gözle görünür bir başarı elde edilmiştir ve yakın gelecekte önemli psikiyatrik bozukluklara yatkınlık sa layan genlerin belirlenmesine de kesin gözüyle bakılmaktadır. Yapılan aile, ikiz ve evlat edinme çalışmaları sonucunda şizofreni, bipolar bozukluk, unipolar depresyon, panik bozuklu u, obsesif-kompulsif bozukluk, kişilik bozuklukları ve alkolizm gibi birçok psikiyatrik bozuklukta genetik yatkınlı ın bulundu u kanıtlanmıştır. Moleküler genetik çalışmalarla hastalıklardan sorumlu olan genler lokalize edilmeye çalışılmakta ve hastalıkların genetik temelleri araştırılmaktadır. Bu konudaki ilerlemeler sayesinde hem tedavi, hem de korunma konusunda gelişmeler olacaktır, ayrıca biyolojik sistemlerin normal işlevlerini anlamamız kolaylaşacaktır. Üzerinde çalışılması nisbeten kolay olan tek gen hastalıklarına nadiren rastlanmaktadır, ancak diabet, koroner arter hastalı ı, ruhsal hastalıklar gibi karmaşık genetik yönü olan hastalıklara daha sık rastlanmaktadır ve bu yaygın hastalıklar üzerinde çalışılması, ne yazık ki, daha güçtür. Bu nedenle, önümüzdeki yıllarda en büyük mücadele bu karmaşık genetik bozuklukların araştırılmasında olacaktır. Genetikte kullanılan bazı araçlar ve teknikler : Restriksiyon endonükleazlar olarak bilinen enzimler, DNAyı özgül baz zinciri veya tanıma bölgelerinden kesen enzimlerdir. Bu yolla insan DNAsı, sonunda bilinen zincirleri olan, 1000-10000 baz çifti uzunlu unda parçalara ayrılabilmektedir. Ligazlar, sonlarında tamamlayıcı zincirler bulunan DNA parçalarını birleştirebilen enzimlerdir. Bu şekilde özgül DNA segmentleri di er DNA segmentlerinden uzaklaştırılıp yeniden konumlandırılabilir. DNA segmentleri bakteriyel plazmid gibi bir vektöre eklenebilir ve bu vektör bakteri içine girerek, sonradan eklenen DNA segmentini de içeren milyonlarca bakteri kolonisini üretmek için ço alır. Ortaya çıkan moleküller farklı bir kaynaktan DNA içerdi i için rekombinant DNA molekülleri olarak bilinir. Bu moleküllerden orijinal DNA segmentinin birçok kopyası bir restriksiyon enzimi ile geri çekilir. Bu işlem klonlama olarak bilinir. Gelişmeler sonucu, herhangi bir DNA parçasının baz sırası eldeki kimyasal tekniklerle belirlenebilmektedir. Polimeraz zincir reaksiyonu, moleküler genetik alanında oldukça sık kullanılan bir tekniktir. Bu teknik sayesinde, DNA materyali içerisinden ilgi duyulan zincir seçilerek ço altılabilir. 5000 baz çiftinden daha uzun zincirler bile seçilerek 105 106 kat ço altılabilmektedir. Bu tekni in kullanılabilmesi için, ilgi duyulan zincirin yanında bulunan zincirin bilinmesi gereklidir, ancak bu şekilde ço alacak bölgeyi tanımlayan özgül oligonükleotid primerleri inşa edilebilir. İnsan popülasyonlarında DNA zincirleri içerisinde çeşitli de işkenlikler bulunmaktadır. Genler içerisinde meydana gelen bu de işkenlikler normal polimorfizmler ya da hastalıklara neden olan mutasyonlar olabilir. En sık de işkenlikler ise, genomun önemli bir bölümünü oluşturmasına ra men, herhangi bir protein kodlamayan DNA kısımlarında ortaya çıkar. Genel olarak, bu bölgedeki de işkenliklerin hastalıkla ilişkisi yoktur, ancak genetik belirteç olarak kullanılırlar. Bu belirteçler de, ba lantı ve ilişki çalışmaları ile hastalık genlerinin genomdaki konumlarının belirlenmesinde kullanılmaktadırlar. Bu çalışmalarda, belirteç ile hastalık genlerinin yakınlı ı gösterilmeye çalışılır. Günümüzde en yaygın kullanılan DNA belirteçleri mikrosatellitler de denen basit zincir tekrarlarıdır. Bu yapılar DNA zincirlerinin tekrarlayan birimlerinden oluşur. Restriksiyon parça uzunluk polimorfizmleri de bir başka sık kullanılan belirteç sınıfını oluşturmaktadır. Bunlar genellikle Southern Blotting adı verilen daha zahmetli bir yöntem ile ölçülürler. İnsan genomunun haritası hazırlanırken ara bir safhada suret haritalar oluşturulmaktadır. Bu haritalar içerisinde anlamlı zincir uçları adı verilen özel DNA zincirleri bulunmaktadır. Bu zincirler ise, reverse transkriptaz enzimi kullanılarak, hücresel mRNA moleküllerinin komplementer DNAya çevrilmesi ile elde edilirler.Her anlamlı zincir ucu bir genin bir kısmına tekabül eder. Anlamlı zincir uçları sayesinde, bir hastalık genine ba lantılı olan herhangi bir belirteçin komşulu undaki genler tanımlanabilir. DNA zincirlerinin genom üzerindeki konumlarını belirlemek için, floresan in situ hibridizasyon adı verilen yöntem de kullanılmaktadır. Bu yöntemde bir DNA zinciri floresan boya ile işaretlenerek, direkt mikroskopi ile görüntülenebilmektedir. Bütün bu yöntemler sayesinde elde edilen gelişmeler İnsan Genom Projesi adı altında yürütülen çalışma kapsamında kaydedilmektedir. Gelinen nokta umut vericidir. Büyük bir olasılıkla da, insan genlerinin hemen hemen hepsi çok yakın bir gelecekte tanımlanacaktır. Basit Mendelyan geçişli bozukluklar için haritalama : Basit genetik bozukluklara nadir rastlanır ve bu bozukluklar basit Mendelyan kalıtım kalıbı gösterirler. Örnek olarak, otozomal resesif geçen ve her 2000 do umda bir bireyi etkileyen kistik fibrozis ve otozomal dominant geçen ve her 10000 do umda bir bireyi etkileyen Huntington hastalı ı verilebilir. Moleküler genetik teknikleri bu bozukluklara başarı ile uygulanabilmektedir. İşlevsel Klonlama: Tek gen hastalıklarında bir genin kodlanmasında ya da kontrol zincirlerinde mutasyonlar ile hastalık ortaya çıkar ve genin protein ürününün yapısında bir de işim meydana gelir. Biyokimyasal temeli bilinen bir hastalıkta, ilgili proteini kodlayan gen araştırılarak, sorumlu geni belirlemek mümkündür. İşlevsel klonlama olarak bilinen bu yaklaşım, fenilketonüri ve hemofili gibi hastalıklardaki genleri belirlemek için kullanılır. Pozisyonel Klonlama: Birçok hastalıkta biyokimyasal temel bilinmez ve işlevsel klonlama mümkün olmaz. Böyle hastalıklarda pozisyonel klonlama yaklaşımı başarılı olmaktadır. Bu yöntemde, hastalık patofizyolojisi ile ilgili bilgi olmaksızın, sadece genetik teknikler kullanılarak ilgili genin genomik yerleşimi belirlenir. İlk evre, birçok hastalık olgusunun bulundu u geniş pedigrilerde DNA belirteçlerinin kullanıldı ı ba lantı analizleridir. Öncelikle birçok belirteç incelenir ve etkilenen aile bireyleri arasında belirteçlerin rastlantısal olmayan paylaşımını saptamak için istatistiksel analizler yapılır. Etkilenen bireylerde belirteç ve hastalık allellerinin beraber bulunması genetik ba lantı olarak adlandırılır ve sorumlu genin belirteçe yakın yerleşti ini gösterir. Öncül bir belirleme sonrasında, bölgedeki ek belirteçler üzerinde çalışılır ve hastalık geni daha kesin olarak belirlenmeye çalışılır. Yeterli aile materyali bulunuyorsa, hastalık geni 1-2 cM içinde lokalize edilebilir. Sonraki evrede; hastalıktan sorumlu genleri saptamak için, bu bölgede DNA direkt olarak incelenir. Bu evre fiziksel haritalama olarak bilinir. Çeşitli yöntemler kullanılarak genler tanımlanır ve gendeki mutasyonun patojenik olup olmadı ı hasta ve kontrollerin kıyaslanması ile belirlenir. Kompleks bozuklukları haritalama Kompleks bozukluklar yaygındır ve aile içi kümelenme gösterirler. Basit bir kalıtım kalıbı göstermezler ve ço ul genler ve çevresel etkenlerin beraber etkileri ile ortaya çıkarlar. Geç başlangıçlı Alzheimer hastalı ı 90 yaşına dek %15; tip 1 diabetes mellitus %0.4; bipolar bozukluk ve şizofreni %1 yaşam boyu yaygınlık ile bu bozukluklara örnek olarak verilebilir. Kompleks kalıtım şekli bulunan hastalıklarda etkili olan genetik mekanizmalar tam olarak bilinmemektedir. Olası genetik mekanizmalar şunlardır: 1. Epistazis: Ço ul hastalık genleri hastalı a duyarlılı ı belirlemek için etkileşirler. Bipolar bozuklukta ve şizofrenide öne sürülen bir modeldir. 2. Lokus Heterojenitesi: Birçok hastalık geninden herhangi birinin tek başına hastalık oluşturabilmesidir. Örne in, retinitis pigmentoza en azından 14 farklı lokusun herhangi birinde mutasyon sonucu ortaya çıkabilir. Şizofreni ve bipolar bozukluk için de heterojenite modelleri ileri sürülmüştür. 3. Allelik Heterojenite: Tek bir hastalık lokusunda, farklı allel çiftleri ile çok sayıda allel bulunur ve farklı fenotipler ortaya çıkar. Böyle bir model bipolar bozukluk için önerilmiştir. 4. Dinamik Mutasyon: Tek bir hastalık lokusunda bir hastalı a ait allel bir nesilden di erine aktarılırken mutasyona u rar. Frajil X sendromu, bipolar bozukluk ve şizofreni için önerilmiştir. 5. Orijin etkilerin kayna ı: Bir allelin ifadesi onun ana-baba orijinine ba lıdır. Örnek olarak, Prader-Willi Sendromu ve Angelman Sendromundan sorumlu olan kromozom 15q11-q13 verilebilir. Anneye ait kromozomal materyalin eksikli inde Angelman Sendromu, babaya ait kromozomal materyalin eksikli inde Prader-Willi Sendromu ortaya çıkar. Bipolar bozukluk için önerilmiştir. 6. Mitokondriyal gen mutasyonu: Hastalıktan sorumlu mutasyon nükleer genomda de il, mitokondriyal genomda bulunur. Mitokondriler sadece anneden kalıtıldı ından, anneye ait bir kalıtım kalıbıdır. Bipolar bozuklukta önerilmiştir. Olası genetik mekanizmalar yukarıda listelenmiştir, ancak elbette birden çok mekanizma da tek bir hastalı ın ortaya çıkmasına neden olabilir. Baglantı Çalışmaları: Ba lantı analizlerinde bir hastalı ın bilinen bir genetik belirteçe ba lı olup olmadı ı araştırılmaktadır. Bir hastalık geni ile bir genetik belirteç birbirine ne kadar yakın yerleşmişse, sonraki nesillere birlikte aktarılma olasılıkları da o kadar yüksek olur. Önceleri ABO, rhesus gibi eritrosit antijenleri ve insan lökosit antijenleri (HLA) gibi belirteçler kullanılırken, moleküler genetik alanında kaydedilen gelişmeler sonrasında DNA belirteçleri kullanılmaya başlanmıştır. Restriksiyon parça uzunluk polimorfizmleri ve polimeraz zincir reaksiyonunun kullanıma girmesi ile DNA belirteçlerinin sayısı hızla artmıştır. İnsan genomunun her bölgesi için DNA belirteçleri geliştirilmiştir. İlişki Çalışmaları: Bu çalışmalar ba lantı çalışmalarından daha kolay yapılırlar. Örne in, araştırmacı ba ımsız 100 şizofren hasta ve 100 kişilik kontrol grubu üzerinde çalışır ve her bir grupta genetik belirteç sıklı ını kıyaslar. Örne in, kontrol grubunun %10unda O kan grubu bulunurken, şizofren grubun %50sinde O kan grubu saptanırsa, anlamlı bir sonuç elde edilmiş olur ve 9. kromozom üzerindeki ABO lokusuna yakın bir şizofreni geninin varlı ından söz edilebilir. İlişki çalışmalarının bir üstünlü ü, ba lantı çalışmalarında sadece büyük örneklerde saptanabilecek olan, nispeten küçük etki gösteren genleri de saptayabilmesidir. Bir dezavantajı ise, sadece gene çok yakın olan belirteçlerin saptanabilmesidir. Bazı psikiyatrik hastalıklar üzerinde yapılan çalışmalar : Şizofreni: Düşünce oluşumu ve içeri i, algılama, duygulanım, kendilik algısı, sosyal ilişkiler ve psikomotor davranışlarda bozulmalarla belirli bir bozukluk olan şizofreni üzerine yapılan çalışmalar sonucunda, şizofrenide genetik geçiş kesinleşmiş gibidir. Aile, ikiz ve evlat edinme çalışmaları ile genetik geçiş kesinleştirildikten sonra, sıra bu genetik geçişin ne şekilde gerçekleşti ini belirlemeye gelmiştir ve bu nedenle moleküler genetik çalışmaları üzerine odaklanılmıştır. Kalıtım şekli karmaşıktır ve büyük olasılıkla birçok genin birlikte etkileşiminden ibarettir. Yatkınlı a neden olan lokusların sayısı ve lokuslar arası etkileşimin derecesi bilinmemekle beraber, yalnızca tek bir lokusun sorumlu olmadı ı açık olarak bilinmektedir. İlk kez İngiltere ve İzlandadaki soya açlarında 5. kromozomun uzun kolu ile ba lantı kurulmuştur, ancak bunu izleyen çalışmalarda böyle bir ba lantının olmadı ı yönünde sonuçlar da bulunmuştur. İkinci olarak, 6. kromozomun kısa kolu ile ba lantı bildirilmiştir, ancak bu ba lantı da sonraki çalışmaların birço unda do rulanamamıştır. Kromozom 8p ile ba lantı bildiren çalışmalar da bulunmaktadır. Kromozom 3p, 9p ve 20p ile ba lantılar da bildirilmiş, ancak hiçbirisi sonra yapılan çalışmalarla desteklenmemiştir. Bugüne kadar yapılan çalışmalarda en güçlü ba lantılar 6. ve 8. kromozomlar üzerindeki lokuslarla kurulmuştur, ancak hiçbir ba lantı yeterince do rulanmamıştır. Bipolar Bozukluk: Manik ya da hem manik hem de depresif ataklarla belirli olan bipolar bozukluk, duygudurum bozuklukluklarındandır. Toplumdaki yaygınlı ı %1e yakın olarak bulunan bu bozuklukla ilgili yapılan aile, ikiz ve evlat edinme çalışmaları sonucunda, genetik geçiş kanıtlanmıştır. Ancak, geçişin ne şekilde oldu u ve hangi genlerin etkili oldu u halen anlaşılamamıştır. Genetik heterojenitenin bulunması, yani birden fazla genin bu bozuklu un oluşumunda etkili olması, sorumlu olan genin bulunamamasının nedeni olarak gösterilmektedir. Bugüne kadar yapılan çalışmalarda, en güçlü ba lantılar kromozom 18p, 18q ve 21q ile kurulmuştur. 4, 5, 6, 10, 12, 16, 22. kromozomlar ve X kromozomu ile de ba lantılar bildirilmesine karşın, henüz bu kromozomlarla ba lantılar yeterince do rulanmamıştır. Depresyon: Çökkün duygudurum, ilgi kaybı, zevk alamama, uykusuzluk ya da çok uyuma, psikomotor ajitasyon ya da retardasyon, enerji kaybı, de ersizlik ve suçluluk duyguları, konsantre olmada güçlük, ölüm ve özkıyım düşünceleri gibi belirtileri bulunan depresyonun genetik yönünü ortaya çıkarmak için yapılan aile, ikiz ve evlat edinme çalışmaları, unipolar depresyon etyolojisinde genetik komponentin bulundu u görüşünü desteklemektedir. Genetik geçiş karmaşıktır ve basit Mendelyan geçiş kalıbı izlenmez. Unipolar depresyon ile kromozom 17q üzerindeki serotonin transporter gendeki polimorfizm arasında bir ilişki bildirilmiştir, ancak izleyen iki çalışma bu ilişkiyi do rulamamıştır. Ayrıca, dopamin D4 reseptör geni ile depresyon arasında zayıf bir ilişki saptayan bir çalışma da bulunmaktadır. Dikkat-Eksikli i Hiperaktivite Bozuklu u: Çocuklukta başlayan ve dikkatsizlik, dürtüsellik ve aşırı hareketlilik ile belirli bir bozukluktur. Yapılan aile, ikiz ve evlat edinme çalışmalarında genetik geçiş belirlenmiştir. Dikkat-Eksikli i Hiperaktivite Bozuklu u ile 11q üzerindeki dopamin D2 reseptör geninin bir alleli, 5p üzerindeki dopamin transporter lokusunun bir alleli, 11p üzerindeki dopamin D4 reseptör geninin bir alleli ve 22q arasında ilişki bildirilmiştir, ancak bu sonuçları do rulayan çalışmalar bulunmamaktadır. Obsesif-Kompulsif Bozukluk: Bireyin işlevselli ini önemli ölçüde bozan obsesyon ya da kompulsiyonlarla belirli bir bozukluk olan obsesif-kompulsif bozukluk ile D2, D3 ve D4 reseptör genleri ve 5-HT2 reseptör genleri arasında önemli bir ilişki saptanamamıştır. Son zamanlarda yürütülen bir çalışmada ise, sadece erkeklerde 22q üzerindeki COMT geninin bir alleli ile ilişki bulunmuştur. Panik Bozuklu u: Tekrarlayıcı ve beklenmedik panik atakların varlı ı ile belirli bir bozukluk olan panik bozuklu unda genetik geçiş bulunmaktadır. Geçiş şekli bilinmemekle birlikte, tam olarak penetran olmayan bir ana gen ve de işken etkileri bulunan bir çok genin sorumlu oldu u tahmin edilmektedir. 16. kromozomun uzun kolu ile ba lantı saptanmış, ancak sonraki çalışmalarda bu ba lantı do rulanamamıştır. Ayrıca, 20p ile ba lantı ve 17q ile ilişki bildiren çalışmalar da bulunmaktadır. Genetik Danışma Psikiyatrik hastalıklarda karmaşık bir genetik geçiş şeklinin bulunması nedeniyle, herhangi bir hastalı ın bir bireyde gelişme riskini önceden kestirmek mümkün de ildir. O nedenle, danışma amacıyla başvuran aile üyelerine, aile çalışmalarından elde edilen veriler do rultusunda bilgi verilmesi en uygun yoldur. Aile üyelerinin verecekleri kararlarda yönlendirici olunmamalı, sadece bu kişiler e itilmeye çalışılmalıdır. Gerçek amaç; sözkonusu hastalıkla ile ilgili do ru bilgi vermek, danışanın hastalı ın gelişme riskini ve olası sonuçlarını anlamasına yardımcı olmak ve bilgilendirilmiş bir durumda karar vermesini sa lamak olmalıdır. Son kararın danışan tarafından verilmesi gerekti i özellikle vurgulanmalıdır. Danışanların ço u, etkilenmemiş bireyler iseler kendilerinde ya da çocuklarında hastalı ın gelişme riskini ö renmek isterler. Böyle bir durumda, aile, ikiz ve evlat edinme çalışmalarından elde edilen bilgiler kullanılmalıdır. Örne in, çocuk sahibi olmayı planlayan, ancak eşlerden birinin anne ya da babasında şizofreni bulunan çifte, çocuklarının her birinde %3 ya da genel popülasyonun üç katı kadar şizofreni gelişme riskinin bulundu u şeklinde bilgi verilmelidir. Sonuç: Günümüzde ba lantı ve ilişki çalışmaları, yatkınlı a neden olan genleri saptamak için yo un şekilde yapılmaktadır. Nispeten büyük etkisi bulunan genler saptandıkça, çalışmalar daha büyük gruplarla yapılan, daha küçük etki gösteren genleri saptamaya yönelik çalışmalar yönüne kayacaktır. Bu nedenle, gruplar arası iletişimin ve işbirli inin geliştirilmesi gerekmektedir. Son yıllarda, son derece hızlı ve ucuz otomatik genotipleme yöntemleri geliştirilmiştir ve geliştirilmeye devam edilmektedir. Bu gelişme de, bu konudaki ilerlemeye önemli katkılarda bulunacaktır. Ayrıca, yeni moleküler yöntemler de kullanıma girecek ve ilerlemeyi hızlandıracaktır. Örne in, temsili fark analizi (representational difference analysis) ya da genom yanlış eşleştirme taraması (genome mis-match scanning) gibi tüm genom çıkarma yöntemleri, tek bir reaksiyonla genomdaki tüm lokusları aynı anda araştırma yeterlili ine sahip olacak şekilde geliştirilmektedir. Hiçbir laboratuar ya da patolojik tanısal test bulunmadı ından ve hastalıkların patofizyolojileri hakkında çok az şey bilindi inden, psikiyatrik bozukluklarda genetik geçiş şeklini belirlemek oldukça güç olmaktadır. Ancak, modern tanı sistemlerinin kullanıma girmesi ile bu güçlükler kısmen aşılmıştır. Bu nedenle, önümüzdeki yıllarda, özellikle işlevsel psikozlar için yatkınlı a neden olan genlerin tanımlanmasına iyimser bakılmaktadır. Bu konuda elde edilecek bulgular, korunma ve tedavide gelişmeleri beraberinde getirecek ve işlevsel psikozlar için ilk kez etyoloji temeline dayanan tanı sistemlerinin geliştirilmesini sa layacaktır. |
|
|
|
|
|
#13 (permalink) |
|
Karanlık Adam ![]() |
Sosyal Fobi (Aşırı Utangaçlık)
Psikiyatristlerin "sosyal fobi" olarak isimlendirdikleri aşırı utangaçlık, her yüz kişiden üçünde görülen, hafife alınmaması gereken önemli bir sorun. Utangaçlık tedavi edilmedi inde "alkol ba ımlılı ı" riskini artırıyor, "depresyon" ve "panik bozuklu u" gibi psikiyatrik hastalıklar da sıklıkla ortaya çıkıyor. Her iki cinste de eşit olarak rastlanan sosyal fobi nedeniyle gençler duygularını paylaşamadıkları için karşı cinsle ilişkilerinde de ciddi sıkıntılar yaşıyorlar. Eskiden meziyet olarak kabul edilen utangaçlık şimdilerde kişinin yaşamını, iş ve toplumsal performansını olumsuz yönde etkileyen önemli bir psikiyatrik problem olarak kabul ediliyor. Utangaçlık çocu un okul yaşamında başarısız olmasına yol açıyor. İş yaşamında pek çok kişi utangaç oldu u için kendini gösteremiyor, haketti i konuma gelemiyor. Okul ve iş hayatında utangaçlı ı yüzünden yeteneklerini gösterme fırsatı bulamayan ve başarısız olarak de erlendirilen o kadar çok insan var ki... Ebeveyni tarafından sürekli azarlanan, aşırı korunup kollanan, inisyatif kullanmasına izin verilmeyen, yetersiz ya da beceriksiz oldu u kendilerine hissettirilen çocuklar ilerideki yaşamlarında utangaç, çekingen, ürkek, kendi başlarına karar veremeyen, sosyal ilişkiler kurmakta zorluk çeken yetişkinler olarak karşımıza çıkıyorlar. Aşırı utangaçlık duygularıyla büyüyen çocuk, başkaları karşısında utanma duygusundan kendini kurtaramıyor. Bu yüzden toplumdan kaçmaya başlıyor, başkalarıyla konuşmaktan çekiniyor. İnsanlarla iletişim kurmaktan kaçındı ı için bu konuda bilgisiz ve yetersiz kalıyor. Herhangi bir kişiyle konuşurken hata yapaca ı kaygısı, onu, giderek insanlardan uzaklaştırıyor. Halen toplumumuzda aşırı utangaçlı ın bir psikiyatrik sorun oldu unu, tedavi ile düzelebilece ini bilen ve tedavi için başvuranların sayısı çok az. Ayrıca günümüzde bile anne babalar çocuklarının utangaç olmasından adeta gurur duyup, bunu bir meziyet olarak kabul ettiklerinden tedavisi için çaba göstermek akıllarına bile gelmiyor. Oysa psikiyatristlerin "sosyal fobi" olarak isimlendirdikleri aşırı utangaçlık, her yüz kişiden üçünde görülen, hafife alınmaması gereken önemli bir sorun. Utangaçlık tedavi edilmedi inde ergenlik ça ından itibaren alkol alışkanlı ına da neden olabiliyor. Kişiler alkol almadan sosyal ortamlara giremiyorlar, karşı cinsle de iletişim kuramıyorlar. Alkol tüketimi, kişiyi geçici olarak rahatlatıyor. Tekrarlayan alkol alımı, "alkol ba ımlılı ı" riskini artırıyor. Yine sosyal fobisi olan kişilerde "depresyon" ve "panik bozuklu u" gibi psikiyatrik hastalıklar da sıklıkla ortaya çıkıyor. Utangaçlı ı nedeniyle kimseyle konuşmayan, kalabalık arasına girmek istemeyen, arkadaş edinemeyen, işte veya okulda kapasitesini gösteremeyen genç toplum içinde yalnız kalıyor. Sosyal fobi, %95 oranında yirmi yaşından önce ortaya çıkıyor. Bu nedenle, anne babaların çocuklarını çok dikkatli gözlemleyip utangaçlık belirtilerini saptamaları gerekiyor. Yine, "okul fobisi" (okula gitmek istememek) olan çocuklar dikkatle incelendi inde %30'unda "sosyal fobi" bulundu u görülüyor. Her iki cinste de eşit olarak rastlanan sosyal fobi nedeniyle gençler duygularını paylaşamadıkları için karşı cinsle ilişkilerinde de ciddi sıkıntılar yaşıyorlar. Olumsuz yönde etkilenen iletişim kurma çabası kapanmaz yaralar açabiliyor. Sosyal fobinin temel özellikleri Sosyal fobisi olan kişiler, sosyal ortamlarda başkaları tarafından inceleneceklerinden, gözaltında tutulacaklarından ve olumsuz de erlendirileceklerinden korkuyorlar. Ayrıca ilişkilerinde incinebilecekleri durumlarla karşılaşabilecekleri endişesi de taşıyorlar. Sosyal fobiyi başlatan durumlar · Başkalarıyla tanıştırılmak, · Yönetici konumundaki insanlarla temas etmek, · Telefon etmek, · Misafir kabul etmek, · Bir işle u raşırken seyredilmek, · Şaka konusu edilmek, · Tanıdık kişilerle evde yemek yemek, · Başkalarının önünde yazı yazmak, · Toplulukta konuşmak. Sosyal fobisi olan kişiler korktukları durumla karşılaştıklarında · Çarpıntı, · Terleme, · Titreme, · Kas gerginli i, · Bo az kuruması, · Sıcaklık ya da so ukluk hissi · Baş a rısı gibi gerginlik belirtileri gösterirler. Sosyal fobisi olanların genel nüfusa göre farklılıkları · Yalnız yaşama oranları yüksektir, · E itim seviyeleri düşük olabilir, · Ekonomik olarak ba ımlı ve daha düşük gelir grubunda yer alırlar, · Eşlik eden başka psikiyatrik bozuklukların oranı yüksektir, · İş hayatları inişli çıkışlıdır, · Sosyal ilişkileri sınırlıdır. Sosyal fobinin tedavisi Gerek ilaç tedavisi, gerekse psikoterapide oldukça iyi sonuçlar alınmaktadır. İlaç tedavisi ile psikoterapinin birlikte yürütüldü ü tedaviler çok daha başarılı sonuçlar vermektedir. |
|
|
|
|
|
#14 (permalink) |
|
Karanlık Adam ![]() |
Stres ve Nedenleri
Stres Nedir? Bazı insanlar stresi, çıkarttı ı migren, yüksek tansiyon, sinir, ülser vb. hastalıklardan yola çıkarak tanımlarlar. Bazıları ise stresi artıran de işkenler üzerinde dururlar (insanlar arasındaki iletişimsizlik, fazla iş, görev de işiklikleri, hızlı de işim gibi). her birey stresi sezgileriyle az çok algılayabilir. Fakat insanların ço unun stresi tanımlaması sanıldı ı kadar kolay de ildir. Stresi, ilk kez Hans Selye tanımlamıştır. Ona göre stres "Bireyle yapılan etkilere spesifik olmayan tepkidir" Stres bireyi rahatsız eden ortamın (gürültü, zorlama, aşırı iş yükü) ortaya çıkardı ı herhangi bir düzen bozuklu una organizmanın verdi i cevaptır. Şu halde stres, her bireyin adaptasyon yetene ine göre verdi i tepkidir. Bazılarında pozitif etkiler (enerji, uyarılmış davranış, migren) ortaya çıkarır. Stresi açıklamada kullanılan "spesifik olmayan tepki" kavramının anlamı; organizmanın her belirlenmiş durumda aynı tepkileri vermedi idir. Örne in; orgnaizmanın tepkisi hoş bir durum (terfi gibi) ile hoş olmayan bir durumda (tenzil gibi) birbirine benzer. Her iki durumda da, organizma karşılaştı ı yeni duruma uyum göstermek zorundadır. Adrenalin salgılayacak, hastalık belirtileri başlayacak, işlevlerde düzensizlik ortaya çıkacaktır. Stres kaçınılmazdır: Stres, hayatın vazgeçilmez bir parçasıdır. Çünkü, insana çevredeki uyaranlar karşısında daha iyi davranma fırsatını verir. Sıfır ster, ölümdür. Çünkü, bu durumda birey çevreden gelen etkilere tepki vermeye yetecek enerjiden yoksun demektir. Aşırı stres de ölümcül olabilir. Çünkü bu durumda birey aşırı enerji sarfetmekte ve tükenmektedir. Çözüm, her bireyin kaldırabilece i ölçüde (optimum) stres ile doyumlu ve olumlu bir hayat sürdürebilmesidir. İki tür stres vardır. Bunlardan "Olumlu Stres" (iyi stres) olumlu sonuçlar çıkartır. Kaygı yerine, zor bir amaca ulaşırken bireyi meydana getiricili i kullanmaya yönelten, kişiye doyum v eyaşama sevinci veren strestir. "Olumsuz Stres" (kötü stres) ise; bireyin kenidne güvenini kaybetmesine neden olan, yetersizlik duygularına sevkeden, çaresizlik, umutsuzluk ve hayal kırıklı ı çıkartan sterstir. olumsuz stresin örgütsel çıkartıcılı ı öldürücü etkisi vardır. Stresin Kaynakları: Stres kaynakları üç ana başlık altında incelenebilir. Birincisi, iş ortamından kaynaklanan faktörler, ikincisi; bireysel ögeler, üçüncüsü örgütsel ögelerdir. İşgörenin İşinden Kaynaklanan Ögeler Bu ögeler aşagıdaki gibi gruplandırılarak incelenebilir: Görevin karmaşıklı ı Görevin icrası esnasında karşılaşılan zorluklar, görevi yapmak için gereken bilgilerin yetersizli i ve bireyin kapasitesine ba lıdır. Çok karmaşık görevler ve bu görevler karşısında bireyin yetersiz kalması, bireyin üzerinde baskı çıkartır ve dengesini bozar. İnsanların beli durumlara uyum gösterme yetenekleri birbirinden farklıdır. Bazı insanların uzmanlıkları yeterliklerini aşan görevlerle karşılaştıklarında tehlikeye girer, bu durumdaki insanlar stresle yüzyüze gelirler. Teknolojik yenilikler ve bunlara yetecek bilgi ve deneyime sahip olmayan bir işgören, iki yanlı korku içindedir. Birincisi; makine veya donanımı bozarak zarar verme korkusu, ikincisi ise; yeni teknolojiye uyum gösteremedi i için işin kaybetme korkusudur. Bu her iki durumda da birey baskı altındadır ve stresin yıkıcı etkisini hisseder. Görevin sa ladı ı ba ımsızlık Ayrınlıtılı çalışma süreçlerinin kurulması, işgörenin ba ımsızlı ını azaltır. Araştırmalar, beşeri kaynakları yöneten kişilerin, fiziksel kaynakları yönetenlere nazaran daha fazla stres altında olduklarını göstermiştir. İşgörenler, yönetimin kendilerine yeterince güvenmedi ini hissettiklerinden, olumsuz duygular taşırlar ve sorumluluklarını yerine getirmeye yetecek kadar ba ımsızlıklarının olmadı ını düşünürler. Kendilerine güvenilmedi i, düşünce ufkunu geliştirmeye imkan verilmedi i gibi, olumsuz düşüncelere sahip olabilirler. Bunun tersine, işgörene sınırsız ba ımsızlık ve sorumluluk vermek de stres çıkartmaktadır. Hava kontrol sorumlularının durumu böyledir. Bunlar, kalp-damar hastalıklarına daha sık yakalanır. 5199 hava kontrol sorumlusu ve 8435 pilotun sa lık dosyaları taranarak çıkarılan sonuçlara göre; bu kişilerin sa lıklarına ilişkin gerçek durum, beklenen durumdan daha vahimdir. Bu insanlar yüksek tansiyon, ülser, şeker hastalıklarına beklenenden daha sık yakalanır. Bu durumda fazla ba ımsızlı ın da, sınırlı ba ımsızlık gibi bireyi strese sürükledi i söylenebilir. O halde, optimum ba ımsızlı ın ne kadar olaca ını teşhis etmek yönetimin görevidir, denilebilir. Göreve Ba lı Roller Bireyin görevi gere i oynadı ı rollerin de stres kayna ı olabilce i söylenebilir. Bireyin rolden kaynaklanan stresi şöyle açıklanabilir: Rol çatışması: Göreve ba lı ve birbirleriyle çatışan ve rollerden birinin daha üstün tutulması gereken durumlarda bireyin kararsızlı a düşmesi (hangisini üstün tutaca ı sorunu) durumunda stres düzeyi artar. Örne in; bir hemşirenin rolü üç ayrı çatışma kayna ı çıkartır. Hastanın beklentilerini bilmek, en yakın üstünün beklentilerini bilmek, doktorun beklentilerini bilmek. Kahn ve arkadaşları, bireylerarası sürtüşmeleri artıran rol çatışmalarının, iş doyumunu azalttı ını, örgüte güveni düşürdü ünü ortaya koymuşlardır. işgören, yerine getirmesi gereken görevleri açık ve kabul edilebilir olarak algıladı ı sürece, rol çatışması ortaya çıkmaz. Tersine bir durumda ise, stres belirtilerinden yakınmalar gündeme gelebilir. Üst düzey yöneticilerin rol çatışması genellikle; kendilerinden ulaşmaları beklenen hedeflerle, bunlara ulaşmak için kullanacakları araçlar arasında dengesizlikler söz konusu oldu unda ortaya çıkar. Rol belirsizli i: Bireyden ne beklendi inin açıkça belirtilmemesi ya da bireyin karar almasına yetecek kadar bilginin bireye akmamasından kaynaklanır. İşi zorlaştıran birçok olumsuzlu u işin zorlu una eklemek mümkündür. Bunlar; bilgi aktarımı, eksik görev tanımı, de erlendirme kriterlerinin bulunmaması şeklinde sıralanabilir ve hepsi birer stres nedenidir. Rol belirsizli i bireyin tutum ve davranışlarında rehber edinece i kişilere başvurmasını engeller. Bu belirsizlik, bireyin yavaş hareket etmesine ve işini geç yapmasına neden olur. Rol belirsizli i, işgörenin işine olan güvenini kaybetmesine yol açar. Bu güvensizlik başlı başına bir stres kayna ıdır ve ancak işgörenlerin hepsinin kendilerinden ne beklendi ini gösteren görev tanımlarıyla ortadan kaldırılabilir. Aşırı veya fazla hafif roller: Aşırı roller, bireyin işi karşısında niteliksel ve niceliksel olarak zorlandı ını hissetmesi halinde ortaya çıkar. Bu aşırılkı, işgörenin çok hızlı çalışmasına, gücünü ve dikkatini son haddine kadar zorlamasına neden olur. 276 üst düzey yönetci ve bir finansal kuruluşta çalışan 1204 alt düzey işgören üerinde yapılan bir incelemeye göre çıkarılan sonuçlar şöyle: - Alt düzeydeki kişilerin temel stres kayna ı, rol belirsizli i ve aşırı iş yüküdür. - Üst düzeydekiler ise, fazla iş yükü ve çatışmalı roller nedeniyle strese girdiklerini ifade etmişlerdir. aşırı iş yükü, insanların gerekti inde "Hayır" diyememesinden kaynaklanır. Hayır diyememenin ise birçok nedeni vardır. Bu nedenlerin başında kariyerini tehlikeye atmamak, olumsuz insan izleminimi çıkartmamak gibi, endişeler yer alır. Oysa birey hayır diyememenin bedelini, aşırı yüklenmesi nedeniyle karşılaşaca ı başarısızlıklarla da ödeyebilece ini unutmamalıdır. Öte yandan stres nedeniyle, alkol ba ımlılı ı, çeşitli psikosomatik bozukluklar, işten alınan doyumun düşmesi riski de gündemde olacaktır. Fazla hafif rol: Bu roller, kısa zamanda rutinlere oturtulabilen, açık, sade ve cansıkıcı işlerle ilgilidir. Rolün yalınlı ından kaynaklanan can sıkıntısı, bireyin yeteneklerinin, işinde yeterince de erlendirilmedi i kuruntusuna yol açar. bireyden kapasitesi altında yararlanmak onu engeller; bu engelleme de bir stres kayna ıdır. İş Ortamından Kaynaklanan Ögeler İnsan, iş ortamında uyum arar. Uyumun olmaması bir stres kayna ıdır. İnsanı işgörmekten alıkoyacak bir engelleme çıkartır. Birçok örgüt durumun farkında oldu undan, uyum çıkartamya yönelik çeşitli çalışmalar yapıyor. Bu çalışmalardan birço u maalesef başarılı olamıyor. Uyumlaştırma aşa ıdaki üç durumun varlı ına ba lıdır: Bireylerarası ilişkiler: Örgütteki bireyin di erleri tarafından tanınması ve kabul edilmesi halinde olumlu ilişkiler, olumlu örgütsel ortamlar çıkartarak işgörenlerin topyekün sa lıklı olmalarında önemli bir rol oynar. örgütte olumlu ilişkilerin gereklili inin yanında, örgütlerde bireyler arasında tahammül edilemez ilişkilerin gelişmesine de rastlanmaktadır. Bu durumda herkes kendisi için yaşar. Stres çıkartıcı bu ortamları genelde, işsizli in yaygın oldu u ekonomik kriz dönemlerinde daha sık rastlanır. Bireylerarası ilişkilerde belirleyici olan en önemli öge liderlik stilidir. Yakından kontrolün ve baskının bulundu u ortamlarda bireylerarası ilişkilerin, demokratik ortamlardan farklı olaca ı açıktır. Bireylerarası rekabet: Bütün örgütlerin, para, terfi ve başka konularda sınırları vardır. Örgütte bu sınırlı olanaklara ulaşabilmek için bireyler birbirleriyle rekabet ederler. Bu rekabet önemli bir stres kayna ıdır. Bu ulumsuzlu una ra men, bazı işletmeler işgörenin kapasitesini maksimum düzeyde harekete geçirmek için rekabeti teşvik ederler. Bir yarışmada her zaman bir kazananın bir de kaybedenin olması normaldir. Zaferin bedeli ço u zaman bireye oldukça pahalıya malolmaktadır. Rekabet, bireyi gelişmeye yöneltir. Fakat aşırı rekabet örgütü yaşanmaz hale getirebilir. Bu durumda bireyler birbirleriyle çatışırken sa kalan yalnızca örgüt mü olacaktır? Bu sorunun yanıtını çok iyi düşünerek vermek lazımdır. İşverenlerin de, kendileri için çalışan işgörenle aynı durumda oldu u hatta ço u zaman rekabeti daha dramatik yaşadıkları söylenmelidir. Çevredeki de işimleri takip etmek ve zamanında uyum göstermek, finansal çözümler bulmak, sendikalarla u raşmak vb. olaylar iş adamının yo un bir stres altında yaşamasına yol açar. İş yerinin fiziksel özellikleri: İşyeri doktorları ve di er araştırmacıların çalışmaları ortaya koymuştur ki, ısı, gürültü, ışık, titreşim, kirlilik vb. fiziksel koşullar, birey açısından kabul edilemez düzeydeyse, stres kayna ıdır. Gürültünün insanda sadece fiziksel de il psikolojik rahatsızlıklara neden oldu u bilinmektedir. İşgörenin sinirsel ve fiziksel sistemini alt üst etmesinin yanında gürültü, işletmede enerji savurganlı ı ve gereksiz harcamalara da neden olabilir. Bireysel Ögeler Birey ve bireyin içinde bulundu u durumdan kaynaklanan beş temel öge, stres kayna ıdır. Bunlar aşa ıda sırasıyla incelenmektedir: Bireyin kişili i: İnsanlar kişilikleriyle (ba ımsızlık, esneklik, kaygı, katılık, heyecan vb. durumlarla) ba lantılı davranışlar gösterirler. Friedman ve Rosenman isimli iki kardiyologun gerçekleştirdikleri araştırmalara göre, iki kişilik tipi saptamışlardır. Bunlar A tipi kişilik ve B tipi kişiliktir. A tipi kişili e sahip olanlar, B tipine göre steres daha yatkındırlar ve bunların kalp-damar hastalıklarına yakalanma riskleri daha yüksektir. Sterste kişilik önemli bir ögedir. Bununla birlikte sterisn çıkartaca ı etkinin derecesi, kişilikle görevin gerekleri arasındaki ilişkiden daha çok etkilenmektedir. Bireyin özel hayatında stres çıkartan olaylar; İşgören işinin tehdit etti i birçok çatışmalı durum karşısında enerjiye gereksinme duyar. Bu enerjinin iş dışında tükenmiş olması (özel hayatında) bireyin iş yaşantısında mücadele gücünü azaltır. Acaba özel hayatla ilgili de işikliklerin çıkarttı ı stresin etkileri ölçülebilir mi? Bu konuda T. Holmes ve R. Rahe yönetiminde Washington Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde bir araştırma yapmış ve buna göre stres kavramı yeni boyutlar kazanmıştır. Bu araştırmada bireyin özel hayatına ait olan 43 olayın birey üzerinde çıkarttı ı stres ortaya çıkarılmaya çalışılmıştır. Birey üzerinde bu olayların etkisini ölçmek için Holmes ve Rahe stres çıkartan olayları derecelendirerek belli bir de er vermişlerdir. Örne in eşlerden birinin ölümüne 100, boşanmaya 73 ve di er 43 olaya da buna benzer de erler verilmiştir. Burada, mutluluk veren olayların da mutsuzluk verenlerle aynı şekilde bireyi etkiledi ini söylemek gerekir. Bu modelin zayıf tarafı iş hayatını ve bireyin adaptasyon yetene ini dikkate almamış olmasıdır. Bireyin fiziksel durumu: Bireyin fiziksel açıdan iyi durumda olması strese direnç göstermesini kolaylaştıracaktır. Montreal'de Concordia Üniversitesi'nden David Sinoyor yönetiminde yapılan bir araştırmaya göre; fiziken iyi durumda olan bireylerin günlük hayattan kaynaklanan sayısız strese daha kolay karşı koydu u belirlenmiştir. Stres çıkartan di er durumlar: İnsanların stres düzeyi, hızla de işen dünyada yaşayan insanların daha fazla yakınmalarına neden olacak kadar yükselmiştir. Stres çıkartan durumlar, bireyin kontrolünü kaybetmesine neden olur. Örne in; terfi etmeyi bekleyen bir kişiye, ekonomik kriz nedeniyle işine son verildi inin bildirilmesi böyle bir duruma örnektir. Bu olay karşısında işgörenin tepkisini kestirmek kolay de ildir. Kalp krizi geçirebilir, yöneticiye ba ırıp ça ırabilir, bir şeyler kırıp dökebilir. Bu kişide kontrol tamamen kaybolmuştur. Bireysel kariyer: Örgütte çalışan her birey için planlanmış olan kariyer politikası, bireyde stres çıkartan bir di er etkendir. Terfi, emeklilik, transfer kararını verirken yönetimin elinde herkese rasyonel davranılaca ını gösteren kriterler yoksa, işgören yönetiminin kariyer konusunda adil davranmadı ını düşünüyorsa, bu durumda stres düzeyi yükselecektir. Örgütsel Ögeler Örgütsel ögelerden kaynaklanan stresörler üç nedene dayandırılabilir. Bunları şöyle açıklamak mümkün: Örgütün boyutu: Büyüklü ü nedeniyle bürokratize olmuş örgütlerde bireylerin kontrol alanı daraldıkça, ba ımsızlıkları ve çıkartıcılıkları da engelliyor. bireye inisiyatif bırakmayan katı ve merkezi bir yapıda gelişen bürokratik kontrol, insanların örgüte yabancılaşmasına yol açıyor. Hiyerarşik yapı: Her durumda başarılı olabilecek bir örgütsel yapının reçetesini vermek nasıl mümkün de ilse, aynı şeklide stersin yakıcı etkisini minimize edecek evrensel bir yapı da yok. Sadece bazı örgütsel yapıların di erlerine nazaran strese daha yatkın olup olmadı ından söz edilebilir. Örne in; merkezi yapılar kaar almayı ve girişimcili i yavaşlatır. Bu yapılar güç çatışmaları nedeniyle rasyonel kararlardan çok politik kararların alınmasına daha uygundur. Öte yandan, üyeler arasında otokratik kontrolü destekleyecek oligarşik birlikler kurma e ilimi fazladır. Yönetimi elinde tutanlar, çok sayıda kişinin kaderini de ellerinde tutarlar. İnisiyatiflerini ellerinden alarak davranış özgürlüklerini kısıtlarlar. Bu durumda bulunan işgörenler aşırı stres altındadır. Örgütteki de işim ve yeniliklerin çıkarttı ı belirsizlik: Sürekli gelişen ve de işen dünyada insanlar daha fazla yenilikle karşılaşıyor. Belirsizlik; bireyin bilgi sahibi olmadı ı ya da az bilginin bulundu u bir yenili in işletmede uygulamaya konulması, bir reorganizasyon çalışması vb. durumlarda ortaya çıkan de işim karşısında, bireyin kendisini çaresiz hissetmesidir. Bu durumda işgörenler yenili e direnç göstererek kendilerini savunmak isterler. Kanada'da gerçekleştirilen araştırmalar belirsizlik kavramını şöyle somutlaştırmıştır: Belirsizlik birçok duruma ba lı olarak ortaya çıkabilir. Bunlar şöyle sıralanabilir: - İşgören terfi etme ve ilerleme imkanları hakkıda yeterli bilgiye sahip olmayabilir. - İşgören görev tanımlarının bulunmadı ı bir iş yerinde çalışıyor olabilir. Başka araştırmalar ise işgörenin işini kaybetme korkusunun neden oldu u belirsizlikten söz eder. Teknolojik, sosyal, ekonomik, vb. her türlü de işim insan dünyasında belirsizlik ve karmaşa çıkartır. Bu de işimin sonunda birey stresi yaşar. Belirsizli i azaltmak için, işgören işiyle ilgili kararları etkileyecek güçte olmalıdır. Çünkü mesleki hayatı üzerinde söz hakkı olmayan işgörenler yo un stres altında olacaklardır. Tabloda do rudan işten kaynaklanan bazı stres ögeleri gösteriliyor. Stresle başa çıkmak ve huzurlu yaşamak için öneriler: · Kendinizi, sözde stres yaratan belirli ve kaynakları tanıyın. · Kişiler arası iyi ilişkiler kurun. · Bedeninizi kontrol edin. · Dengeli beslenin. · Bugünün işini yarına bırakmayın. · "Her işi yaparım" ya da "Hiçbir şey yapamam" demeyin. · Zihinsel özelliklerinizi do ru de erlendirin. · Yitirdiklerinizin nedenini arayın. · Zamanın tutsa ı olmayın. · "Hayır" demeyi bilin. · Önce özeleştiri yapın ve herkes tarafından sevilmeyi beklemeyin. · Yapabileceklerinizle yetinmeyi bilin. · Kendinizi vazgeçilmez görmeyin. · Alkolik gibi işkolik olmayın. · İşinizi gerçek olanaklarınızla uyumlu kılın. · Dinlenmeyi bilin. · Spora zaman ayırın, fizik egzersiz yapın. · Solunumunuzu denetleyin. · Savunma mekanizmalarından yararlanın. · Davranışınızı düzenleyin. · Öfkenizi yenin. |
|
|
|
|
|
#15 (permalink) |
|
Karanlık Adam ![]() |
Şizofreni ŞİZOFRENİ NEDİR?, NE DEĞİLDİR? YANLIŞ İNANIŞLAR HASTALIĞIN NEDENLERİ VE BELİRTİLERİ HASTALIKLA MÜCADELE HASTALIĞIN TEDAVİSİ AİLENİN TUTUMU İLGİLİ ADRESLER Şizofreni Nedir ? -Şizofreni epilepsi, Multipl Skleroz gibi bir beyin hastalı ıdır. - Bütün kronik hastalıklar (Şeker hastalı ı, astım, romatizma..) gibi alevlenme ve yatışma dönemleri gösterir. - Tedavi edilebilir bir hastalık olmakla beraber zaman zaman alevlenme dönemleri olabilir, hastaların önemli bir kısmında hastalık tamamen ortadan kalkmayabilir. Bu durum da kişinin çalışmasını, çevresindekilerle iletişim kurmasını, ba ımsız bir yaşam sürmesini çok güçleştirir. - Bu ciddi hastalık yeryüzündeki her yüz kişiden birini etkilemektedir. Dünyada 60 milyon, Türkiye'de de 600.000 şizofreni hastası yaşamaktadır. - Hastalık genellikle 15-25 yaş aralarında başlamakla beraber orta yaşlarda başlaması da mümkündür. Hastalık ne kadar erken başlarsa kişilik üzerindeki harabiyet o kadar fazla olmakta, normal bir yaşam sürme şansı azalmaktadır. Şizofreni Ne De ildir ? - Şizofreni kişilik bölünmesi demek de ildir. Maalesef pek çok kişi şizofreni hastalarını bazı zamanlar normal yaşam sürdüren bazen de birden tehlikeli bir caniye dönüşen kişiler olarak hayal etmektedir. Bunun gerçekle alakası yoktur! -Şizofreni hastaları nadiren çevreye zarar verebilir. - Şizofreni kelimesi sıklıkla iki şekilde hatalı kullanılmaktadır: Ya bir konuda farklı ya da zıt duygular taşımak kastedilir (bir şeyi hem sevmek hem de nefret etmek gibi) ki bu insan do asında bulunan bir özelliktir. Ya da de işik zamanlarda de işik davranmak anlamında kullanılır ki bu durum da hemen hepimizin do asında bulunan bir özelliktir. - Şizofreni erken bunama de ildir. - Aşı vb. yollarla korunması mümkün olan bir hastalık de ildir. Şizofreni Hakkındaki Yanlış İnanışlar - Şizofrenler tehlikeli ve saldırgandır. - Şizofreninin tedavisi yoktur. - Şizofrenler çalışamazlar. - Şizofreni anne babanın hatalı tutumu nedeniyle ortaya çıkar. - Şizofrenler tembeldir. - Şizofrenlerin ne zaman ne yapacakları belli olmaz. - Şizofreni karakter zayıflı ından ve iradesizlikten dolayı ortaya çıkar. ( Hastalar yeterince çaba gösterseydi bu durumun üstesinden gelebilirdi.) - Şizofrenlerin her söyledi i şey saçma olacaktır. - Mahalledeki şizofrenler çocuklarımıza zarar verebilir. - Şizofrenler sanıldı ından daha da tehlikelidir. - Şizofreninin sebebi fazla mastürbasyon yapmaktır. - Şizofrenlerin çocukları da şizofren olur. - Şizofreni ömür boyunca giderek a ırlaşır. Şizofreni nedir ? Şizofreni bir beyin hastalı ıdır. Bu hastalık alevlenme ve yatışma dönemleri ile seyreder. Şizofrenisi olan kişi zaman zaman psikotik dönemler yaşar Ancak yaşamının büyük kısmında gerçe i de erlendirmesi normal yada normale yakındır ŞİZOFRENİNİN NEDENLERİ Son yirmi yılda yapılan araştırmalarda şizofreninin nedenleri hakkında önemli bulgular elde edilmiştir. Tüm hastalar için geçerli olan tek bir neden bulunmamakla beraber şizofrenin ortaya çıkmasında rol oynayan başlıca etkenleri üç başlık altında toplayabiliriz: 1. Kalıtımsal nedenler 2. Beyindeki yapısal de işikliklerin rolü 3. Beyindeki kimyasal maddelerin rolü Şizofrenide kalıtımın rolü Şizofrenisi olan her 10 kişiden birinin yakın akrabaları arasında bu hastalık görülür. Şizofreni hastalarının ailelerinde bu hastalı ın toplum ortalamasına göre daha sık görülmesi şizofrenide ailesel geçişin rolüne işaret eder. Örne in, anne ya da babasından biri şizofreni hastası olan çocukta hastalı ın görülme olasılı ı % 12dir. Kardeşlerden biri şizofreni hastası ise di er kardeşlerde hastalık görülme olasılı ı %8 dir. Toplumda her 100 kişiden birinde şizofreni görülme riski bulundu u düşünülürse bu oranların yüksekli i hakkında bir fikir edinilebilir. Ailesel yatkınlı ın nedeni anne babanın yetiştirme tarzı de ildir. Hastalı ın geni tam olarak bilinmiyor. Bir başka deyişle, elde edilen veriler şizofreniden tek bir geni sorumlu tutmak yerine birden fazla genin rolü oldu una işaret ediyor. Beyin yapısındaki de işikliklerin rolü Tomografi gibi görüntüleme yöntemlerinde şizofreni hastalarının beyinlerinde normalde görülmeyen bazı de işiklikler oldu u saptanmaktadır. Örne in beyinde normalde de bulunun boşlukların hasta kişilerde daha geniş oldu u ve bazı beyin bölümlerinin normalden daha küçük oldu u görülüyor. Özellikle, beynin plan yapmak ,sorun çözmek gibi işlevleri de yüklenen ön bölümü ve önceki deneyimleri hatırlayarak o anki duruma uygun bir davranış geliştirmekte rol oynayan hipokampus bölümünün normalden küçük oldu u saptanmıştır. Bu bölgelerin işlevlerindeki aksama sonucunda hastalar günlük hayatta her an karşılaştı ımız basit ya da karmaşık sorunları çözmekte zorlanabiliyor. Bu « sorun »lar örne in yeni tanıştı ımız bir kişiyle neleri konuşabilece imiz, şehir içinde bir yerden bir yere giderken karşılaştı ımız aksaklıkların üstesinden nasıl gelece imiz gibi bize basit gelen şeyler de olabilir. Beyin yapısındaki de işiklikler hasta kişilerin beyinlerinin normal gelişimden farklı bir yol izledi i şeklinde yorumlanır. Bu de işiklikler do umdan önce ya da do um sırasında etkili olan nedenlere ba lanır. Örne in gebeli in erken dönemlerinde virüs enfeksiyonları ya da do um sırasındaki bazı sorunlar gibi. Beyindeki kimyasal maddelerin rolü Beyinde milyarlarca sinir hücresi bulunur. Bu hücreler bir telefon şebekesi gibi birbiriyle ba lantılıdır Her hücrenin ucundan salınan bazı kimyasal maddeler komşu hücreye ulaşarak hücreler arası haberleşmeyi sa lar. Haberleşmeyi sa layan kimyasal maddelere nörotransmitter denir Adrenalin, dopamin, serotonin gibi& Şizofrenisi olan kişilerde dopaminin aracılık etti i haberleşmede bir bozukluk oldu u bilinmektedir Dopamin hastaların beyninde bazı bölgelerde fazla miktarda bulunmaktadır. Dopamin aracılı ıyla haberleşmedeki bozukluk ezeyan ve halüsinasyonlar, da ınık davranış ve konuşma gibi hastalık bozukluklarından sorumlu tutulmaktadır. ŞİZOFRENİDE ALEVLENMENİN HABERCİ BELİRTİLERİ Haberci Belirti Nedir ? Hastalı ın alevlenme dönemine girmesinden önceki günlerde beliren öncü belirtilerdir Şizofreni tıptaki bütün kronik hastalıklar gibi alevlenme ve yatışma dönemleri gösterir. Hastalık alevlenme dönemine girmeden önce bazı belirtiler gözlenir. Bu durumu grip olmadan once yaşadı ımız halsizlik, başa rısı gibi belirtiler benzetebiliriz. E er bu belirtileri yaşadı ımız zaman istirahat eder, C vitamini kullanırsak gribi önleyebilir ya da daha hafif geçmesini sa layabiliriz. Benzer şekilde, hastalar ve hastayla beraber yaşayanlar haberci belirtileri gözledi i zaman tedavi ekibini haberdar ederse alevlenmeyi erken dönemde önlemek mümkün olacaktır. Haberci belirtiler hastadan hastaya de işiklik gösterir. Ancak belirli bir hasta için her alevlenme döneminden önce hemen hep aynı haberci belirtiler gözlenir Haberci belirtilerden bazıları.. 1. İsteksizlik, ilgi kaybı 2.Aileden ve arkadaşlardan uzaklaşma 3.Dinle aşırı ilgilenmeye başlama 4. Uyku düzeninin bozulması( artma / azalma) 5.Çökkünlük 6.İştah azalması 7. Alınganlık 8. Çabuk sinirlenme 9. Küçük şeylere öfkelenme 10. Başkalarına ya da kendine zarar verme düşüncesi 11. Kendine bakımda gerileme 12. Alkol içmeye başlama 13.Cinsel konularla fazla meşgul olmaya başlama 14. Sık sık tartışmalara girişme Şizofreninin İnatçı Belirtileri Hastalı ın bazı belirtileri uygun tedaviye karşın (azalsa bile) tümüyle ortadan kalkmayabilir. Bunlara inatçı belirtiler denir Bu belirtiler günden güne artma ya da azalma gösterebilir. Ancak sürekli olarak bulunma e ilimindedirler.Her hastada inatçı belirtiler görülmeyebilir. İnatçı belirtiler kişiden kişiye de işebilir. İnatçı Belirtilere bazı örnekler; 1. Sesler duymak 2. Başkalarıyla yakınlık kurmada isteksizlik 3. Başkalarına garip gelen düşünceler 4. Çökkünlük, mutsuzluk İnatçı belirtiler kişinin yaşamını olumsuz etkiler.Kişiden kişiye de işen başa çıkma yöntemleri inatçı belirtilerin olumsuz etkisini azaltmakta işe yarayabilir. Hastalıkla Mücadele Hastalar için 10 emir Birinci Emir İlaçlarını almayı aksatmayacaksın Sorunları çözmek için ilacın tek başına yeterli olmadı ını biliyoruz.İlacı yutmayı kolaylaştıracak sosyal destek programlarına da ihtiyaç var. İkinci Emir Gününü ve geceni iyi ayarlayacaksın. Yeteri kadar uyumaya özen göstereceksin. Yeni grup ilaçların uyku verici yan etkileri daha az. Hepimiz uykudan kazandı ımız zamanı nasıl de erlendirece imizi düşünelim. Üçüncü Emir Stresten uzak duracaksın Söylemesi kolay, yapması zor... Dördüncü Emir Herkesin her gün yaptı ı şeyleri sen de yapacaksın Şizofrenisi olan kişiler de günde üç ö ün yemek yemeli ; düzenli aralıklarla banyo yapmalı, traş olmalı. Ayrıca evini ya da odasını temiz tutmalı. Beşinci Emir Uyuşturucudan uzak duracaksın; alkol ve sigarada aşırıya kaçmayacaksın. Ba ımlılık yapan ya da geçici bir keyif veren ilaçlardan da uzak durmalı. Bu tür ilaçlar sanki sıkıntıları rahatlatıyor gibi düşünülse de psikotik alevlenme dönemleri Şizofrenisi olup da sigara içmemek neredeyse imkansız gibi, ancak aşırı sigara içmenin kullanılan ilaçların olumlu etkilerini zayıflattı ını hatırlatalım. Altıncı Emir Yaşantın |